|
66 - AHMET BİN YAHYÂ EL
CELÂ (Rahmetullahi
Aleyh)
BU MEVTÂ ÖLMEMİŞ
Aslen “Bağdat”lı
olup, “Remle”de sürdü
hayat.
Dokuzyüz onsekiz'de,
orada etti vefât.
Henüz çocuk yaşında, çok
düşkündü dînine.
Şöyle ricâ eyledi bir
gün ebeveynine:
"Beni hibe edin ki
Rabbimize siz bu gün,
Her an, O’nun emrine
çalışayım büsbütün."
Onlar da memnun olup,
"Peki verdik" dediler.
O, ilim öğrenmeye eyledi
o gün sefer.
Bir gece eve gelip,
kapıyı çaldı birden.
"Kimsin?"
dediklerinde, dedi:
"Oğlunuzum ben”.
Babası, "Ben oğlumu
hibe ettim" dedi ve,
Kapıyı kilitleyip,
almadı onu eve.
Doğruca Medîne'ye eyledi
o da avdet.
Ravda-i mübâreki etti
önce ziyâret.
Dedi:
(Yâ Resûlallah, edersen
eğer kabûl,
Gece, sana misâfir
olmayı ister bu kul.)
Ravda’dan, "Kabûl
ettim!" buyuruldu
kendine.
Gece misâfir oldu,
Hüdâ'nın Habîbine.
Rüyâda, şereflendi
Peygamberi görerek.
Resûlullah, rüyâda verdi
ona bir “Ekmek”.
Uyandı, o ekmeğin
yarısını yiyince.
Yarısı elindeydi
kendisine gelince.
Nihâyet vefâtında bu
“Mübârek kişi”nin,
Bir hoca getirdiler,
gaslini yapmak için.
Lâkin o, korku ile,
geriye çekilerek,
Dedi: "Bu, itti beni,
ölmemiş olsa gerek."
Ev halkı hayret edip
onun bu sözlerine,
Gasl için, söylediler
gidip başka birine.
O dahî cenâzeyi
isteyince yıkamak,
Çekildi o da geri, fenâ
halde korkarak.
Dedi ki: "Bu
cenâze ölmemiş, henüz
diri.
Zîrâ beni, kolumdan
tuttu ve itti geri."
Ev halkı, bu husûsu
müşâvere ettiler.
Gâyet “Sâlih” bir
zâtı getirdiler bu
sefer.
O zaman öyle bir şey
yapmadı ona bu zât.
O dahî gasl işini, îfâ
etti pek rahat.
Bu zâta, hayâtında,
"Zâhid kimdir?"
dediler.
Dedi ki: (Övülmeyi
sevmezler o kişiler.
Allahtan korkanların,
şudur ki alâmeti,
Halkın korktuklarından,
duymazlar bir ürperti.
"Zühd", dünyâ'yı
tamâmen gönülden
çıkarmaktır.
Allah korkusu ile, hiç
günâh yapmamaktır.)
Derdi: (Ârifin işi,
ancak Rabbi iledir.
Gayriyle ilgilenmek, ona
çok ağır gelir.)
Dediler: (Kul
ne zaman, tam fakir olur
sizce?)
Buyurdu: (O’ndan gayri,
bir şey düşünmeyince.
Sol omuzumuzdaki hafaza
meleğimiz,
Yazacak hiç bir günâh
bulmuyorsa, fakiriz.
Mahlûkâtı bırakıp, sırf
"Allah" derse bir
kul,
Hak teâlâ indinde, odur
iyi ve makbul.) |