|
65 - BEKİR BİN ABDULLAH
MÜZENÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
HASETÇİNİN ÂKIBETİ
Bir hükümdâr vardı ki bu
“Velî”nin
devrinde,
İyi ahlâk sâhibi vezîri
vardı bir de.
Saf kalpli olduğundan,
onu çok seviyordu.
O da, bu hükümdâra sık
sık şöyle diyordu:
(İyilik edenlere, iyi
davran sen yine.
Kötünün kötü işi, kâfî
gelir kendine.)
Bir de kıskanç vardı ki,
onu çekemiyordu.
Bu vezîri, kıymetten
düşürmek istiyordu.
O, bir gün hükümdâra
dedi ki: (Filân vezîr,
Sizin aleyhinizde sözler
söylemektedir.
Diyor ki: "Hükümdârın
ağzı fenâ kokuyor.
Yanına yaklaşınca, bana
çok dokunuyor."
Eğer inanmazsanız,
çağırın akşam onu.
Dikkat edin, eliyle
tutacaktır burnunu.)
Hükümdârın yanından
çıkar çıkmaz bu kişi,
O vezîrin yanına gitmek
oldu ilk işi.
Dedi ki:
(Ey vezîrim, bu öğlen
yemeğine,
Teşrîf eder misiniz bu
fakîrin evine?)
Lâkin o, yemeklere
koydurdu bol “Sarmısak”.
O da, yedi onlardan,
gaflette bulunarak.
Lâkin akşam gidince,
sultânın huzûruna,
Mecbûren bir elini
tutuverdi ağzına.
Zîrâ ağzı, çok fenâ
sarmısak kokuyordu.
Hükümdârı rahatsız etmek
istemiyordu.
Lâkin aldanmış idi,
sultân o hasetçiye.
Düşündü: "Onun sözü
doğruymuş meğer" diye.
Çok kızıp, bir vâliye
yazdı bir mektûbunu.
Ona verip, dedi ki:
(Vâliye götür bunu.)
Lâkin ne yazdığını,
vezîr hiç bilmiyordu.
Halbuki sultân ona,
şöyle emrediyordu:
(Geleni
boğazlayıp, derisini
yüzesin.
İçine ot doldurup ve
bana gönderesin!)
Vezîr o mektup ile
giderken o vâliye,
Rastladı birden bire o
hasetçi kişiye.
Hasetçi zannetti ki:
"Taltîf mektûbu" dur bu.
Dedi:
(Ben götüreyim, istersen
o mektûbu.)
O adamı kırmayıp, "Gönlü
hoş olsun" diye,
"Peki" deyip,
mektûbu verdi o
hasetçiye.
Vâli, alıp okudu
sultânın mektûbunu.
Derhal adamlarına
emretti:
(Tutun şunu!)
Öldürüp, derisini
yüzdürdü bir an önce.
Ot doldurdu içini bu
emir gereğince.
Ertesi gün, vezîri "Sağ"
görünce hükümdâr,
Şaşırıp, huzûruna
çağırdı onu tekrar.
Dedi:
(Benim hakkımda, duydum
dedi-kodunu.
Herkese söylermişsin
ağzımın koktuğunu.)
Vezîr "Hayır" deyince,
sordu ki:
(Mâdem öyle,
O gün, niçin burnunu
tutmuş idin elinle?)
Dedi ki: (Sarmısaklı
yemiştim öğleyin hep.
Ağzımı, elim ile
tutmuştum bundan sebep.)
Sultân dedi:
(Ey vezîr, haklıymışsın
sen yine.
Kötünün kötü işi, kâfî
gelir kendine.) |