ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

64 - RÂBİA-İ ADVİYYE (Rahmetullahi Aleyhâ)

ÜÇ MÜHİM DERT

 

Bir gün, çok ağlıyorken “Râbia-i Adviyye”,

Sordular, (Ağlamanın sebebi nedir?) diye.

 

Buyurdu ki: (Üç büyük derdim var şimdi benim.

Bunları düşündükçe, ağlayıp yaş dökerim.

 

Bunlardan kurtulmaya, var ise bir kolaylık,

Bir garanti verin de, ağlamıyayım artık.)

 

Dediler: (Söyle bize, ne imiş o dertlerin?

Herhalde hallederiz, kolayı var herşeyin.)

 

Buyurdu: (Öyle zor ki kastettiğim o dertler,

Zannettiğiniz gibi, kolay halledilmezler.

 

Biri, “Son nefesimde, verirken ben canımı,

Kurtarabilir miyim acabâ îmânımı?”

 

İkincisi, “Mahşerde, acep amel defterim,

Sağımdan mı verilir, soldan mı, yok haberim?”

 

Üçüncüsü, “Herkesin hesâbı görülünce,

Ve lâyık oldukları yere götürülünce,

 

Cennetlikler ile mi giderim ben acabâ?

Yoksa atılır mıyım, kötülerle azâba?”

 

Bu korkunç tehlikeler var iken önümde hep,

Ben ağlamıyayım da, kimler ağlasın acep?)

 

Uzaktan bir misâfir gelmişti hânesine.

Bir parça “Et”i vardı, koydu tenceresine.

 

Düşündü, "pişirip de, ona ikrâm etmeyi".

Ve lâkin konuşurken, unuttu pişirmeyi.

 

Nihâyet akşam olup, namâzları kıldılar.

Hem kendi, hem misâfir, o gün oruçluydular.

 

Dedi ki: (Et pişmedi unutmam sebebiyle.

Bâri iftâr edelim, "kuru ekmek, su" ile.)

 

Getirmeye giderken, su ve kuru ekmeği,

Lezîz "et kokuları", bir anda sardı evi.

 

Baktı ki, tencerede duran et, o hâliyle,

"Ateşsiz" pişmiş idi, kudreti ilâhîyle.

 

Misâfir, o yemekten yiyince, ilk tadımda,

Dedi: (Böyle hoş yemek, yemedim hayâtımda.

 

Hem de sen demiştin ki: "Unuttum, pişmedi et".

Halbuki bu et pişmiş, acabâ nedir hikmet?)

 

Dedi: (Kul unutmazsa, eğer ibâdetini,

Onu da unutmazlar, pişirirler etini.)

 

Yine bir gün, misâfir var iken hânesinde,

Yemeğe koymak için, "Soğan” yoktu evinde.

 

Dediler: (Ey Râbia, şu komşudan istesek.

Zîrâ soğan olmazsa, iyi olmaz o yemek.)

 

Buyurdu: (Kırk senedir, söz verdim ki ben şuna:

Aslâ el açmıyayım Rabbimden başkasına.)

 

Râbia'nın bu sözü, bitmemişti ki, o an,

Bir kuş, ayaklarıyla bıraktı "İki soğan".

 

Bir gece de, dostları geldiler ona, ancak,

"Kandil” yoktu evinde, gece aydınlatacak.

 

Râbia hazretleri, üfledi bir avcuna.

"Nûr” geldi birden bire parmakları ucuna.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan