|
62 - FUDAYL BİN İYÂD (Rahmetullahi
Aleyh)
HİÇ FAYDASI OLMAMIŞ
"Fudayl ibni İyâd"ın,
var idi ki bir oğlu,
O da, Hak teâlâdan pek
fazla korkuyordu.
O, Kur'ân-ı kerîmi
dinleseydi ne zaman,
Çok defâ bayılırdı “Âhiret
korkusu”ndan.
Babasının yanına, bir
gün bir "hâfız" geldi.
Babası, o hâfızı bu
oğluna gönderdi.
Buyurdu ki: (Kur'ândan,
git de oku oğluma.
“Zilzâl” ve “Kâri’a”yı,
okuma ona ama.
O, Kur'ân okumaktan
hoşlanırsa da, fakat,
Bunları dinlemeye,
getiremez hiç tâkat.)
Hâfız, "Peki" dedi ve
gitti hemen oğluna.
Ve Kur'ân-ı kerîmden,
okudu biraz ona.
Babasının tenbîhi, bir
an çıkıp zihninden,
Okudu o çocuğa "Kâri’a"
sûresinden.
Dördüncü âyetine gelince
hâfız, fakat,
Çocuk "Allaah!"
diyerek, düştü ve etti
vefât.
Babası öğrenince,
tebessüm etti o an.
Halbuki otuz yıldır
gülmemişti bir zaman.
İnsanlar onu görüp,
taaccüp eylediler.
"Bu zaman, gülünecek
vakit midir?"
dediler.
Buyurdu ki: (Üzüldüm
oğlumun öldüğüne.
Lâkin ittibâ ettim,
Allahın Resûlüne.
Zîrâ vefât etmişti onun
dahî evlâdı.
Evlât acısı nedir? Ben
de tattım bu tadı.
Mâdem ki Rabbimizin
rızâsı var bu işte,
Tebessüm etmemizin,
hikmeti de bu işte.)
Bir gün de, bulunurdu bu
zât Mirâ dağında.
Bâzı sevdikleri de,
bulunurdu yanında.
Bir ara buyurdu ki:
(Eğer ki bir ehl-i hâl,
Bu dağa "Sallan!" dese,
sallanır bu dağ derhal.)
“Fudayl”in bu cümlesi
bitmemişti ki daha,
O esnâda koca dağ,
başladı sallanmaya.
Bir gün de “Hârun
Reşîd”, gelerek bu “Velî”ye,
Ricâ etti: "Bana az
nasîhat eyle" diye.
O nasîhat ettikçe,
sultân hep ağlıyordu.
Öyle ki, ağlamaktan
bayılır gibi oldu.
Biraz zaman geçip de,
geldiğinde kendine,
Suâl etti: (Ey Fudayl,
borcun var mı birine?)
Buyurdu:
(Var Rabbime, kulluk
borcu, ibâdet.
Bu borç ile ölürsem,
olur bana felâket.)
Hârun dedi: (Ey Fudayl,
onu kastetmemiştim.
İnsanlardan birine
borcun var mı demiştim.)
Buyurdu:
(Hak teâlâ, verdi bana
çok nîmet.
Çok şükür, kullarına
etmiyorum hiç minnet.)
Hârun yine "Bin altın"
koydu onun avcuna.
Dedi: (Helâl malımdır,
kullan ihtiyâcına.)
Lâkin kabûl etmedi
Fudayl o altınları.
Buyurdu ki:
(Ey Hârun, al önümden
bunları.
Ne garip, dinledin de
bunca öğüt, nasîhat,
Hiç faydası olmamış
bunların sana fakat.) |