ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

62 - FUDAYL BİN İYÂD (Rahmetullahi Aleyh)

HİÇ FAYDASI OLMAMIŞ

 

"Fudayl ibni İyâd"ın, var idi ki bir oğlu,

O da, Hak teâlâdan pek fazla korkuyordu.

 

O, Kur'ân-ı kerîmi dinleseydi ne zaman,

Çok defâ bayılırdı “Âhiret korkusu”ndan.

 

Babasının yanına, bir gün bir "hâfız" geldi.

Babası, o hâfızı bu oğluna gönderdi.

 

Buyurdu ki: (Kur'ândan, git de oku oğluma.

“Zilzâl” ve “Kâri’a”yı, okuma ona ama.

 

O, Kur'ân okumaktan hoşlanırsa da, fakat,

Bunları dinlemeye, getiremez hiç tâkat.)

 

Hâfız, "Peki" dedi ve gitti hemen oğluna.

Ve Kur'ân-ı kerîmden, okudu biraz ona.

 

Babasının tenbîhi, bir an çıkıp zihninden,

Okudu o çocuğa "Kâri’a" sûresinden.

 

Dördüncü âyetine gelince hâfız, fakat,

Çocuk "Allaah!" diyerek, düştü ve etti vefât.

 

Babası öğrenince, tebessüm etti o an.

Halbuki otuz yıldır gülmemişti bir zaman.

 

İnsanlar onu görüp, taaccüp eylediler.

"Bu zaman, gülünecek vakit midir?" dediler.

 

Buyurdu ki: (Üzüldüm oğlumun öldüğüne.

Lâkin ittibâ ettim, Allahın Resûlüne.

 

Zîrâ vefât etmişti onun dahî evlâdı.

Evlât acısı nedir? Ben de tattım bu tadı.

 

Mâdem ki Rabbimizin rızâsı var bu işte,

Tebessüm etmemizin, hikmeti de bu işte.)

 

Bir gün de, bulunurdu bu zât Mirâ dağında.

Bâzı sevdikleri de, bulunurdu yanında.

 

Bir ara buyurdu ki: (Eğer ki bir ehl-i hâl,

Bu dağa "Sallan!" dese, sallanır bu dağ derhal.)

 

“Fudayl”in bu cümlesi bitmemişti ki daha,

O esnâda koca dağ, başladı sallanmaya.

 

Bir gün de “Hârun Reşîd”, gelerek bu “Velî”ye,

Ricâ etti: "Bana az nasîhat eyle" diye.

 

O nasîhat ettikçe, sultân hep ağlıyordu.

Öyle ki, ağlamaktan bayılır gibi oldu.

 

Biraz zaman geçip de, geldiğinde kendine,

Suâl etti: (Ey Fudayl, borcun var mı birine?)

 

Buyurdu: (Var Rabbime, kulluk borcu, ibâdet.

Bu borç ile ölürsem, olur bana felâket.)

 

Hârun dedi: (Ey Fudayl, onu kastetmemiştim.

İnsanlardan birine borcun var mı demiştim.)

 

Buyurdu: (Hak teâlâ, verdi bana çok nîmet.

Çok şükür, kullarına etmiyorum hiç minnet.)

 

Hârun yine "Bin altın" koydu onun avcuna.

Dedi: (Helâl malımdır, kullan ihtiyâcına.)

 

Lâkin kabûl etmedi Fudayl o altınları.

Buyurdu ki: (Ey Hârun, al önümden bunları.

 

Ne garip, dinledin de bunca öğüt, nasîhat,

Hiç faydası olmamış bunların sana fakat.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan