ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

62 - FUDAYL BİN İYÂD (Rahmetullahi Aleyh)

NE CEVAP VERECEKSİN?

 

O gün "Fudayl bin İyâd", Hârun Reşîd gelince,

Tesirli sözleriyle, öğütler verdi nice.

 

Abbâsî halîfesi idi ki “Hârun Reşîd”,

O nasîhat ettikçe, olurdu çok müstefîd.

 

O Allah adamına arz etti ki: (Ey Fudayl!

Gâyet ferahlıyorum, söyle yine bu minvâl.)

 

Buyurdu: (Büyük baban “hazreti Abbâs” dahî,

Amcası oluyordu Resûl’ün bizâtihi.

 

O, Resûl-i ekreme gelerek bir gün yine,

Dedi: "Beni emir yap, bir kavim üzerine."

 

Ona, cevap olarak buyurdu ki: (Ey amcam!

Nefsinin üzerine yaptım ben seni başkan.)

 

Yâni "Kendi nefsini itâate getirmen,

İyidir, bin senelik halkın ibâdetinden."

 

Hem dahî Resûlullah buyurdu: "Âhirette,

Bir kavme başkan olmak, pişmânlıktır elbette.")

 

Hârun Reşîd dedi ki: (Yine söyle ey Fudayl!)

Buyurdu ki: (Ey Hârun, sultânlık büyük vebâl.

 

“Ömer bin Abdülazîz”, sultân oldu ilk daha.

Başvurdu ulemâdan “Sâlim bin Abdullah”a.

 

Dedi: "Girdim altına, gâyet ağır bir yükün.

Altından kalkmam için, çâresi nedir bu gün?"

 

Buyurdu ki: "Kurtulmak istersen azâbından,

Teb'andan yaşlıları, kabûl et kendi “Baban”.

 

Gençleri “Kardeşin” bil, çocukları “Evlâdın”.

Kadınları “Anan” bil, kızları kendi “Bacın”.

 

Sen, bu yakınlarına nasıl davranıyorsan,

Kendi teb'ana dahî, yap iyilik ve ihsân.")

 

Hârun onu dinliyor, bir yandan ağlıyordu.

(Ey Fudayl, biraz daha nasîhat et) diyordu.

 

Buyurdu ki: (Ey Hârun, bil ki, şu güzel yüzün,

Cehennemde yanar da, çok çirkin olur bir gün.

 

Zîrâ nice güzel yüz vardır ki halk içinde,

Yanarak çirkinleşir, Cehennem ateşinde.

 

Ve yine niceleri vardır ki başkan, emîr,

Yarın mahşer yerinde, olurlar mahbûs, esir.)

 

Hârun'un ağlaması şiddetlendi iyice.

Dedi: (Ferahlıyorum bunları dinleyince.)

 

Buyurdu ki: (Ey Hârun, kork ve titre Allah'tan.

Millete zulmetme ki, kurtuluş yok azaptan.

 

Her bir icrâatından, soracak Hak teâlâ.

Ne cevap vereceksin, onu düşün evvelâ.

 

Bu “Dünyâ” bâkî değil, ölürsün bu gün yarın.

Kabir suâllerine, hazır mı cevapların?

 

Sığamazken sen bugün koskoca saraylara,

Ölünce, sığacaksın o daracık “Mezar”a.

 

Sen bu gün hükümdârsın, görürsün çok iltifât.

Hükümdâr olduğuna bakmazlar orda fakat.)

 

Öyle çok ağladı ki Hârun Reşîd bu sefer,

Vezîr dedi: (Ey Fudayl, söyleme, artık yeter.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan