|
62 - FUDAYL BİN İYÂD (Rahmetullahi
Aleyh)
BUDUR ARADIĞIM ZÂT
Halîfe “Hârun Reşîd”,
bir gece, vezîrine,
Dedi ki:
(Götür beni gönül ehli
birine.
Zîrâ sıkıldı kalbim, bu
şâşâlı hayattan.
Gidip, gönül huzûru
edinelim o zâttan.)
Vezîr "Peki" diyerek
Hârun'un bu emrine,
Götürdü "Süfyân ibni
Uyeyne"nin evine.
Vezîr kapıyı çalıp,
seslendi ki: (Ey Süfyân!
Senin ziyâretine
gelmiştir şimdi sultân.)
Dedi:
(Niçin önceden
bildirmediniz bana?
Bilseydim, ben gelirdim
sultânın huzûruna.)
Süfyân'ın bu sözünü
işitti Hârun dahî.
Dedi ki: (Aradığım, bu
zât değil vallahi.)
Süfyân, buna karşılık
dedi:
(Ey sultânımız,
“Fudayl ibni İyâd”dır
sizin aradığınız.)
Ayrılarak, "Fudayl"in
kapısına gittiler.
O, bir âyet okurdu,
dışardan işittiler:
"Günâhkârlar, kendini,
ehli takvâ ile hep,
Bir tutacağımı mı
zannediyorlar acep?"
Hârun bunu işitip, şöyle
dedi o sâat:
(Bu, bize kâfî gelir,
istiyorsak nasîhat.)
"Fudayl”in
kapısını çalarak daha
sonra,
İzin çıkması için,
beklediler bir ara.
Sordu (Kimsiniz?)
diye, o, kapı
arkasından.
Dedi: (Ziyâret için
gelmiştir sana sultân.)
Buyurdu ki:
(Sultânın, ne işi var
benimle?
Benim dahî, ne işim
vardır ki sultân ile?
Dünyâ adamlarıyla, ne
diye görüşeyim?
Lütfen meşgûl etmeyin,
işim var zîrâ benim.)
Onun bu sözlerini işitti
Hârun bizzât.
Dedi ki: (İşte budur,
benim aradığım zât.)
Vezîr dedi: (Ey Fudayl,
bak, emîr-el mü'minîn,
Gelmiş senin kapına,
nasîhat almak için.)
O, içerden dedi ki: (Yoktur
bizim iznimiz.
Zorla girecekseniz, onu
siz bilirsiniz.)
Sonra açtı kapıyı, hiç
de istemiyerek.
Sultân girdi içeri, çok
hürmet göstererek.
“Fudayl”, onlar girince,
söndürdü kandilini.
Dedi:
(Gözüm görmesin dünyâ
ehli birini.)
Gerçi o, sultân idi çok
islâm diyârına.
Lâkin zor girebildi bu “Velî”nin
yanına.
O, “Dünyâ sultânı”ydı,
bu, “Gönüller sultânı”.
O, bunda arıyordu
gönlünün dermânını.
Hârun ricâ etti ki bu
“Allah adamı”na:
(Nasîhat almak için,
geldim senin kapına.)
Karanlıkta, elini
tutarak hükümdârın,
Dedi:
(Ne yumuşak el, yanmasa
“Nâr”da yarın.)
Ağladı Hârun Reşîd, dedi
ki: (Söyle yine.)
Buyurdu ki:
(Sultânsın sen şimdi
milletine.
Lâkin bilir misin ki,
asıl sultânlık nedir?
Bu, hep kendi nefsine,
sultân olabilmendir.) |