ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

62 - FUDAYL BİN İYÂD (Rahmetullahi Aleyh)

BUDUR ARADIĞIM ZÂT

 

Halîfe “Hârun Reşîd”, bir gece, vezîrine,

Dedi ki: (Götür beni gönül ehli birine.

 

Zîrâ sıkıldı kalbim, bu şâşâlı hayattan.

Gidip, gönül huzûru edinelim o zâttan.)

 

Vezîr "Peki" diyerek Hârun'un bu emrine,

Götürdü "Süfyân ibni Uyeyne"nin evine.

 

Vezîr kapıyı çalıp, seslendi ki: (Ey Süfyân!

Senin ziyâretine gelmiştir şimdi sultân.)

 

Dedi: (Niçin önceden bildirmediniz bana?

Bilseydim, ben gelirdim sultânın huzûruna.)

 

Süfyân'ın bu sözünü işitti Hârun dahî.

Dedi ki: (Aradığım, bu zât değil vallahi.)

 

Süfyân, buna karşılık dedi: (Ey sultânımız,

“Fudayl ibni İyâd”dır sizin aradığınız.)

 

Ayrılarak, "Fudayl"in kapısına gittiler.

O, bir âyet okurdu, dışardan işittiler:

 

"Günâhkârlar, kendini, ehli takvâ ile hep,

Bir tutacağımı mı zannediyorlar acep?"

 

Hârun bunu işitip, şöyle dedi o sâat:

(Bu, bize kâfî gelir, istiyorsak nasîhat.)

 

"Fudayl”in kapısını çalarak daha sonra,

İzin çıkması için, beklediler bir ara.

 

Sordu (Kimsiniz?) diye, o, kapı arkasından.

Dedi: (Ziyâret için gelmiştir sana sultân.)

 

Buyurdu ki: (Sultânın, ne işi var benimle?

Benim dahî, ne işim vardır ki sultân ile?

 

Dünyâ adamlarıyla, ne diye görüşeyim?

Lütfen meşgûl etmeyin, işim var zîrâ benim.)

 

Onun bu sözlerini işitti Hârun bizzât.

Dedi ki: (İşte budur, benim aradığım zât.)

 

Vezîr dedi: (Ey Fudayl, bak, emîr-el mü'minîn,

Gelmiş senin kapına, nasîhat almak için.)

 

O, içerden dedi ki: (Yoktur bizim iznimiz.

Zorla girecekseniz, onu siz bilirsiniz.)

 

Sonra açtı kapıyı, hiç de istemiyerek.

Sultân girdi içeri, çok hürmet göstererek.

 

“Fudayl”, onlar girince, söndürdü kandilini.

Dedi: (Gözüm görmesin dünyâ ehli birini.)

 

Gerçi o, sultân idi çok islâm diyârına.

Lâkin zor girebildi bu “Velî”nin yanına.

 

O, “Dünyâ sultânı”ydı, bu, “Gönüller sultânı”.

O, bunda arıyordu gönlünün dermânını.

 

Hârun ricâ etti ki bu “Allah adamı”na:

(Nasîhat almak için, geldim senin kapına.)

 

Karanlıkta, elini tutarak hükümdârın,

Dedi: (Ne yumuşak el, yanmasa “Nâr”da yarın.)

 

Ağladı Hârun Reşîd, dedi ki: (Söyle yine.)

Buyurdu ki: (Sultânsın sen şimdi milletine.

 

Lâkin bilir misin ki, asıl sultânlık nedir?

Bu, hep kendi nefsine, sultân olabilmendir.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan