|
62 - FUDAYL BİN İYÂD (Rahmetullahi
Aleyh)
GELDİ GELDİ, GEÇTİ BİLE
Bir gün de, adamları,
bir kervanı soydular.
Sonra da yemek için, bir
yere oturdular.
Lâkin "Fudayl"
yok idi o an aralarında.
O, namâz kılıyordu bir
ağacın altında.
O sırada kervandan,
çıkageldi birisi.
Eşkıyâya sordu ki: (Kim
sizlerin reîsi?)
Dediler:
(Reîsimiz, yok kendisi
burada.
Bakın, namâz kılıyor şu
ağacın altında.)
Adam yine sordu ki:
(Siz, yalnız mı
yersiniz?
Niçin gelip sizinle
yemiyor reîsiniz?)
Dediler:
(Oruçludur o dâim
gündüzleri.
Bu yüzden yemek vakti,
o, terk eder bizleri.)
Adam, hayret içinde
gitti hemen “Fudayl”e.
Dedi: (Kusura bakma,
hayret ettim bu hâle.
Bir yanda namâz oruç,
bir yanda harâmîlik.
Ömrümde böyle bir şey,
bu gün görüyorum ilk.)
Dedi:
(Doğru kardeşim,
gerçekten tuhaf bir hal.
İnşallah bu işlerden
kurtulur bir gün
Fudayl.)
Bir gün, yine bir
kervan, mola verdi
orada.
Bir yolcu, şu âyeti
okurdu o arada:
"Vakit gelmedi mi ki,
düzelsin bu halleri?
Allah'ın zikri ile
yumuşasın kalpleri."
“Fudayl”, bulunuyordu o
an yol kenârında.
Adamın okuduğu âyeti
duydu o da.
Bu Allah kelâmından,
duygulandı be gâyet.
Ve hattâ tövbesine sebep
oldu bu âyet.
Ona cevap olarak, dedi
ki kalbi ile:
"Geldi, geldi o vakit
ve hattâ geçti bile."
Kendinden geçmiş halde,
oradan ayrılarak,
Girdi bir harâbeye,
Rabbinden utanarak.
Bir müddet sonra yine,
yola çıktı o kervan.
Lâkin korkuyorlardı “Fudayl”e
soyulmaktan.
Derlerdi ki: (Fudayl'in
yolu üzerindeyiz.
Acabâ soyulmadan
geçebilecek miyiz?)
“Fudayl”, olduğu yerden
işitti bu sözleri.
Seslendi: (Ey
yolcular, müjdelerim
sizleri.
Gâyet rahat olarak
geçiniz bu yollardan.
Zîrâ Fudayl vazgeçti,
kervanları soymaktan.
O, şimdi pişmân oldu
bütün yaptıklarına.
Hâlisen
tövbe edip, yöneldi
Allah'ına.
Nasıl kaçardınızsa siz
önce, o kimseden,
Bu günden sonra artık, o
kaçacak sizlerden.)
Sonra, o memleketin her
yerini gezerek,
Bildirdi tövbesini,
herkese söyliyerek.
Aldığı o malları, ödeyip
fazlasıyle,
O hak sâhiplerinin,
helâllaştı hepsiyle.
Yalnız “Ebyurd”
şehrinde vardı ki bir
yehûdî,
O, helâl etmiyordu,
hakkını alsa dahî.
Ona, fazlası ile
verdiyse de para, mal,
Yine de etmiyordu
hakkını ona helâl. |