|
62 - FUDAYL BİN İYÂD (Rahmetullahi
Aleyh)
EŞKIYÂ REÎSİYDİ
Eşkiyâlık
yapardı gençlik
senelerinde.
Lâkin ibâdetini, terk
etmezdi yine de.
Kendisi "Reîs"
olup, vardı çok
adamları.
O, çadırda oturur, sevk
ederdi onları.
Bir gün, büyük bir
kervan geliyordu
ilerden.
Farketti
adamları, kâfileyi o
yerden.
Hazırlığa geçtiler
yolunu kesmek için.
Lâkin çok malı vardı
kervanda bir kişinin.
Getirirdi yanında çok “Altın”,
hayli “Eşyâ”.
O dahî fark etti ki,
pusu kurmuş eşkıyâ.
Düşündü ki: "Elimden
gitse de bu eşyâlar,
Bâri altınlarımı almasın
eşkıyâlar."
Altınlarını alıp, erken
indi deveden.
Onları saklıyacak, bir
yer aradı hemen.
Az ilerde, bir “Çadır”
görüp, girdi içeri.
Baktı, namâz kılıyor
içerde gençten biri.
Bitirinceye kadar,
yanında bekledi az.
Sonra selâm vererek,
derdini eyledi arz.
Dedi: (Benim yanımda,
çok miktar “Altın”ım
var.
Lâkin kâfilemizi soyacak
eşkıyâlar.
Bâri şu “Altın”larım
elde kalsın diyorum.
Şöyle, emîn bir yere
saklamak istiyorum.)
O adam, altınlara dönüp
bakmadı bile.
Dedi: (Bırak onları,
şuraya elin ile.)
O da koydu onları,
çadırın kenârına.
Çıkarak geldi tekrar,
kâfilenin yanına.
Gördü ki, kâfilede ne
kadar mal ve eşyâ,
Var ise, tamâmını gasb
ediyor eşkıyâ.
Soyguncular, kervanı
tamâmiyle soyarak,
Ayrıldılar oradan, pek
sevinçli olarak.
O kimse düşündü ki: "Bâri
o altınları,
Alıp da, terk edeyim
acele buraları."
Gelip bu fikir ile,
çadıra girdi o zât.
Müthiş bir manzarayla
karşılaştı o fakat.
Zîrâ baktı, içerde,
toplanmış eşkıyâlar.
O “Adam”ın
önünde, yığılmış cümle
mallar.
Daha önce gördüğü namâz
kılan genç ise,
Cümle harâmîlerin
reîsiymiş meğerse.
“Fudayl”, zengin adama
şöyle baktı o zaman.
Dedi: (Altınlarını,
gel aynen, al oradan!)
Bu cevâbı alınca,
şaşırdı zengin kişi.
Onları aldı ama,
anlamadı bu işi.
Adamları dedi ki: (Sen
ne yaptın ey Fudayl?
Biz topladık, sen ise
dağıtırsın, ne bu hal?)
Dedi: (Mâdem o kişi,
bana etmiş “Hüsnü zan”,
Ben onun bu zannını,
doğru çıkardım şu an.
Ben de, cenâb-ı Hakk’a “Hüsnü
zan” ediyorum.
Ola ki, O da beni
utandırmaz diyorum.
Benim bu zannımı da,
doğrular Hak teâlâ.
Bu işlerden kurtarıp,
çıkarır “Doğru yol”a.) |