|
57 - ZEYNEL'ÂBİDÎN ALÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
CEYLÂNIN KONUŞMASI
"Zeynel'âbidîn Alî",
bir büyük evliyâdır.
Evlâd-ı Resûl olup,
kerâmetleri vardır.
Bir zât der ki: Yapınca,
ben Hac farîzesini,
Gördüm “Zeynel'âbidîn
Alî bin Hüseyin”i.
Zulmüyle meşhur olan var
idi ki bir melik,
O beni görür görmez, o
zâlimi sordu ilk.
Dedim:
(Kûfe'de iken,
hayattaydı o yine.
Hâlâ devam ederdi halka
zulümlerine.)
Ben böyle söyleyince,
çok üzülüp o ara,
Bir bedduâ eyledi o
zâlim hükümdâra.
Ellerini kaldırıp, dedi
ki:
(Yâ ilâhî!
Demir ve ateş ile azap
yap ona dahî.)
Ayrılıp, devam ettim
daha sonra yoluma.
Kûfe'de, o zâlimi sordum
ben bir dostuma.
Dedi ki:
(Bıçak ile kestiler
ellerini.
Daha sonra, ateşte
yaktılar bedenini.)
Dedim ki: "Sübhânallah,
o evlâd-ı Resûl’ün,
Duâsı kabûl oldu,
geçmeden fazla bir gün.”
Bir gün de, ev halkı ve
hizmetçileri ile,
Sahrâya çıkmışlardı,
gezinmek gâyesiyle.
Sabah kahvaltısını tam
yapacakları an,
Uzaktan, yanlarına gelip
durdu bir “Ceylân”.
Daha sonra, yavaşça
yaklaştı o sofraya.
Birlikte yemek yiyip,
ayrıldı daha sonra.
Yine dostları ile,
sahrâda otururdu.
Güzel yüzlü bir “Ceylân”,
yanına gelip durdu.
Yaptı ayaklarıyle bir
takım işâretler.
Bir şeyler söyler gibi,
çıkarttı bâzı sesler.
Dostları bunu görüp,
meraklandılar o an.
Dediler ki: (Efendim, ne
istiyor bu hayvan?)
Buyurdu:
(Bir derdi var, onu
haber veriyor.
Ve onun halli için,
benden yardım istiyor.
Diyor ki: "Alıp gitti
yavrumu köyden biri.
Hiç süt emziremedim, ona
ben dünden beri.")
Birisini gönderip,
çağırttı hemen onu.
Buyurdu ki: (Tutmuşsun,
sen bunun yavrusunu.
Der ki: "Süt veremedim,
dünden beri yavruma”.
O yavruyu getir de, süt
versin biraz ona.)
Köylü, hayret içinde,
getirdi gidip onu.
Ana ceylân, emzirip,
doyurdu yavrusunu.
Sonra da buyurdu ki
köylü kimseye yine:
(Bağışla bu yavruyu
istersen annesine.)
Köylü "Peki" dedi ve
yavruyu verdi hemen.
Ceylân, yavrusu ile
uzaklaştı o yerden.
Hoplayıp sıçrıyarak,
sevinçle gidiyordu.
Arkasına bakarak, sanki
bir şey diyordu.
Sordu yanındakiler Alî
bin Hüseyin'e.
Dediler ki: (Bu ceylân,
bir şeyler söyler yine.)
Buyurdu ki:
(O bize çok teşekkür
ediyor,
"Hak teâlâ, size çok
iyilik versin" diyor.) |