|
57 - ZEYNEL'ÂBİDÎN ALÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
ÂHİRET MÜHİMDİR
"Alî bin Hüseyin"dir
asıl adı bu zâtın.
Kızının torunudur
Resûl-i kibriyâ’nın.
Allahtan çok korkardı
ömrünün her ânında.
Sararır ve titrerdi
abdeste kalktığında.
Derlerdi ki: (Efendim,
abdeste kalkınca siz,
Ne için sararır ve
korkudan titrersiniz?)
"Namâz"ı kastederek
buyurdu ki o zaman:
(Ben, kimin huzûruna
çıkacağım birazdan?)
Teheccüd namâzını
kılıyordu bir gece.
Bir yılan sûretinde “Şeytân”
geldi gizlice.
Meşgûl etmek istedi onu
ibâdetinden.
Aldırış etmeyince,
ısırdı onu birden.
Namâzı bitirince, vurdu
ona o vakit.
Buyurdu ki: (Ey
la'în, buradan defol da
git!)
O esnâda, gâibden işitti
ki bir avâz,
"Sen
Zeynel'âbidînsin, sana
bir şey yapamaz."
Birisi, gıybetini
yapmıştı bu kişinin.
O kimseye giderek, dedi
ki bu iş için:
(Hakkımda, bâzı şeyler
söylediğini duydum.
Dediklerin doğruysa, ben
tövbe ediyorum.
Yok eğer iftirâ ve yalan
ise, bu defâ,
Senin bu günâhını,
affetsin Hak teâlâ.)
Bir devesi vardı ki,
kamçısız gidiyordu.
Üzerine bineni, aslâ
incitmiyordu.
Vaktâ ki vefât etti "Zeynel'âbidîn
Alî",
Devenin üzerine, çöktü
bir hüzün hâli.
Kabrinin üzerine, gelip
koydu göğsünü.
İnleyip, belli etti
fazla üzüntüsünü.
Onu, mezar başından
istediler ayırmak.
Ve lâkin kalkmayınca,
hayret etti cümle halk.
Oğlu Muhammed Bâkır,
toplanan ahâliye,
Hitâb etti: "Daha çok
uğraşmayınız"diye.
"Mâdem ki babam öldü,
yaşayamaz o artık.
Bu mezarın başında, ölür
o bir aralık."
O günden îtibâren, üç
gün geçti aradan.
Baktılar, aynı yerden
kalkmadan ölmüş hayvan.
Bir gün, bu büyük zâtı,
Medîne'den Bağdat'a,
Götürüyorlar idi, suçlu
gibi âdetâ.
El ve ayaklarında,
kelepçe, kayış vardı.
Onu, “Hazreti Zührî”
görünce çok ağladı.
Dedi ki:
(Yerinizde, keşke ben
olsa idim.
Benim bağlı olsaydı,
keşke ayak ve elim.)
Buyurdu ki: (Ey Zührî,
zor gelmez bu hiç bize.
Sen bunu düşünüp de,
üzülme hâlimize.
İstediğimiz zaman,
açarız biz bu şeyi.)
Dedi ve bir hamlede açtı
o kelepçeyi.
Sonra tekrar takarak,
buyurdu ki:
(Bu cezâ,
Kulların cezâsıdır,
vermez bize bir ezâ.
Zor olanı, Allah'ın
vereceği cezâdır.
O, dünyâ cezâsından kat
kat daha fazladır.) |