ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

48 - EBÛ BEKR-İ KETTÂNÎ (Rahmetullahi Aleyh)

EVLİYÂ VERİR, ALMAZ

 

Ebû Bekr-i Kettânî”, verâ ve zühd sâhibi.

Bir ömrü müddetince, olmadı nefse tâbi.

 

Para pul, kendisini etmezdi alâkadar.

Hiç îtibâr etmezdi dünyâ'ya zerre kadar.

 

Sevdiklerinden biri, anlatır ki: (Bir ara,

Elime, helâl yoldan, bir hayli geçti para.

 

Düşündüm ki: "Kettânî, uğraşmaz dünyâ ile.

Belki de, yok parası şu anda dirhem bile.

 

Geçmiş iken elime, böyle dînâr ve dirhem,

Götürüp arz edeyim, duâ eder buna hem."

 

Vardım hemen alarak "bir kese" dolu para,

Koydum, seccâdesinin üstünde bir kenara.

 

Dedim ki: (Ey Efendim, lütfen kabûl ediniz.

Bâzı ihtiyâçlara, bundan sarf edersiniz )

 

Şöyle bir nazar etti, dönerek bana karşı.

Hiç unutamıyorum, o "Mânâlı bakış”ı.

 

Buyurdu ki: (Evlâdım, Allaha yakın kullar,

"Dirhem" ve "dînâr" ile, olmazlar alâkadar.

 

Onlar, elindekini verirler hep gayriye.

Öyle vâsıl olurlar, rızâ-i ilâhîye.

 

Velîlerin şiârı, "vermek"tir, almak değil.

Çünkü veren, hep azîz, alansa olur zelîl.

 

Onlar hiç istemezler, ne “Altın”, ne “Mal” aslâ.

Lâkin Hak teâlâya, yakındırlar pek fazla.

 

Onlar, ihtiyâcını, "Allah"tan isterler hep.

Yüksek olmalarına, işte budur tek sebep.

 

Rabbini bırakıp da, "kul"a bel bağlıyanlar,

Aksine azîz değil, gâyet zelîl olurlar.)

 

Bir gün de, namâzdayken "Kettânî hazretleri",

Bir “Hırsız”, hânesinden giriverdi içeri.

 

Bakındı sağa sola bir şeyler almak için,

Hiç bir şey göremedi, baktı, bir kuru zemin.

 

Kettânî hazretleri, kıyâmdaydı o zaman.

Gördü ki, omuzunda, var çok güzel bir “Kaftan". 

 

Yavaşça onu alıp, çıktı hemen o evden.

Lâkin eli kurudu, fazla vakit geçmeden.

 

Dediler ki: (Sen onu, götür ver sâhibine.

Ricâ et, duâ etsin, sıhhat gelsin eline.)

 

Geri gelip gördü ki, o hâlâ namâz kılar.

Kaftanı omuzuna, geri koydu o tekrar.

 

Namâzı biter bitmez, nakletti hâdiseyi.

Dedi: (Duâ edin de, şu elim olsun iyi.)

 

Buyurdu: (Yok haberim, senin bu dediğinden.

Lâkin duâ edeyim, halâs ol bu derdinden.)

 

Ellerini kaldırıp, dedi ki: (Yâ ilâhî!

Bu, benden aldığını, getirip verdi geri.

 

Sen dahî, bu kimseden aldığını geri ver.

Zîrâ o pişmân oldu, çekmesin elem, keder.)

 

Duânın netîcesi, ânında oldu belli.

İyileşti hemence, hırsızın hasta eli.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan