|
48 - EBÛ BEKR-İ KETTÂNÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
EVLİYÂ VERİR, ALMAZ
“Ebû Bekr-i Kettânî”,
verâ ve zühd sâhibi.
Bir ömrü müddetince,
olmadı nefse tâbi.
Para pul, kendisini
etmezdi alâkadar.
Hiç îtibâr etmezdi
dünyâ'ya zerre kadar.
Sevdiklerinden biri,
anlatır ki: (Bir ara,
Elime, helâl yoldan, bir
hayli geçti para.
Düşündüm ki: "Kettânî,
uğraşmaz dünyâ ile.
Belki de, yok parası şu
anda dirhem bile.
Geçmiş iken elime, böyle
dînâr ve dirhem,
Götürüp arz edeyim, duâ
eder buna hem."
Vardım hemen alarak "bir
kese" dolu para,
Koydum, seccâdesinin
üstünde bir kenara.
Dedim ki:
(Ey Efendim, lütfen
kabûl ediniz.
Bâzı ihtiyâçlara, bundan
sarf edersiniz )
Şöyle bir nazar etti,
dönerek bana karşı.
Hiç unutamıyorum, o "Mânâlı
bakış”ı.
Buyurdu ki: (Evlâdım,
Allaha yakın kullar,
"Dirhem" ve "dînâr"
ile, olmazlar alâkadar.
Onlar, elindekini
verirler hep gayriye.
Öyle vâsıl olurlar,
rızâ-i ilâhîye.
Velîlerin şiârı, "vermek"tir,
almak değil.
Çünkü veren, hep azîz,
alansa olur zelîl.
Onlar hiç istemezler, ne
“Altın”, ne “Mal”
aslâ.
Lâkin Hak teâlâya,
yakındırlar pek fazla.
Onlar, ihtiyâcını, "Allah"tan
isterler hep.
Yüksek olmalarına, işte
budur tek sebep.
Rabbini bırakıp da, "kul"a
bel bağlıyanlar,
Aksine azîz değil, gâyet
zelîl olurlar.)
Bir gün de, namâzdayken
"Kettânî hazretleri",
Bir “Hırsız”,
hânesinden giriverdi
içeri.
Bakındı sağa sola bir
şeyler almak için,
Hiç bir şey göremedi,
baktı, bir kuru zemin.
Kettânî hazretleri,
kıyâmdaydı o zaman.
Gördü ki, omuzunda, var
çok güzel bir “Kaftan".
Yavaşça onu alıp, çıktı
hemen o evden.
Lâkin eli kurudu, fazla
vakit geçmeden.
Dediler ki:
(Sen onu, götür ver
sâhibine.
Ricâ et, duâ etsin,
sıhhat gelsin eline.)
Geri gelip gördü ki, o
hâlâ namâz kılar.
Kaftanı omuzuna, geri
koydu o tekrar.
Namâzı biter bitmez,
nakletti hâdiseyi.
Dedi:
(Duâ edin de, şu elim
olsun iyi.)
Buyurdu: (Yok haberim,
senin bu dediğinden.
Lâkin duâ edeyim, halâs
ol bu derdinden.)
Ellerini kaldırıp, dedi
ki:
(Yâ ilâhî!
Bu, benden aldığını,
getirip verdi geri.
Sen dahî, bu kimseden
aldığını geri ver.
Zîrâ o pişmân oldu,
çekmesin elem, keder.)
Duânın netîcesi, ânında
oldu belli.
İyileşti hemence,
hırsızın hasta eli. |