|
41 - EBÛ MUHAMMED EL
BALTÂCÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
EVLİYÂYI ÜZMEK
Evliyânın büyüğü olan “Ebû
Muhammed”,
Zühd
ve takvâ sâhibi bir
kimse idi gâyet.
"İslâma hizmet"
ile geçirdi hayâtını.
İrşâd
etti durmadan o yörenin
halkını.
Yolculuğa çıkmıştı bir
zaman bu velî zât.
Bir köye geldiğinde,
mola verdi bir sâat.
O köyün câmiinde namâzı
etti edâ.
Ve lâkin çok yorgundu,
uyudu o arada.
Sonraki namâz vakti,
“İmâm” geldi câmiye.
Görüp, canı sıkıldı,
“Bu adam da kim?”
diye.
Başladı hakârete sorup
araştırmadan.
Sonra da imâmete
geçiverdi ardından.
Lâkin okuyamadı
Kur'ândan bir harf bile.
Zîrâ gitmişti her şey
zihninden tamâmiyle.
İftitâh
tekbîrini getirdiyse de,
fakat,
Okuyamadığından, namâzı
oldu ifsât.
Hatâsını anlayıp, derhal
çıktı câmiden.
O hakâret ettiği kimseyi
buldu hemen.
Ellerine sarılıp, dedi.
“Özür dilerim.
Size ben, haksız yere
hakâretler eyledim.
Siz, Allahın sevgili
kulusunuz muhakkak.
Zîrâ bildiklerimi,
unuttum tam olarak.
Bana siz, hakkınızı
helâl idiniz kalpten.
Ve duâ buyurun ki,
kurtulayım bu halden.”
O, merhamet ederek,
hakkını etti helâl.
İmâm'ın bilgileri,
zihnine geldi derhal.
Yine başka bir gün de,
Hak dostu bu velî zât,
Dergâhın tâmiriyle
uğraşıyordu bizzât.
Bir haber ulaştı ki o
ara kendisine:
“Dergâhın arsasını, vâli
katmış evine.
Yakında, o dergâhı
yıktırarak temelden,
Bir ev yaptıracakmış
kendine mükemmelen.”
Bu haber, hayli üzdü
Hakk’ın bu velîsini.
Celâllenip, bir heybet
kapladı kendisini.
Ve çamurlu elini uzatıp
ileriye,
Seslendi: “Ey
hükümdâr, vâliyi azl et!”
diye.
O sırada hükümdâr,
hiçbir şeyden habersiz,
Tahtında otururdu gâyet
sâkin ve sessiz.
O anda, duvarının,
yarılıp orta yeri,
Sonra “Çamurlu bir el”
giriverdi içeri.
O seslenişini de
duymuştu ki hükümdâr,
Büyük bir endîşeye
kapıldı bî ihtiyâr.
Lâkin toparlanarak,
kavradı meseleyi.
Zîrâ iyi tanırdı bu
evliyâ kimseyi.
Bir tâlîmât verdi ki.
“Söyleyin o vâliye!
Azl
ettim, affı için
yalvarsın o velîye.”
Adamlar, o vâliyi derhal
yakaladılar.
Sonra, bu evliyânın
huzûruna vardılar.
Vâli özür diledi Hakk’ın
bu velîsinden.
Affetti o da onu, yine
merhametinden.
Ve haber gönderdi ki
sultâna:
“Ey hükümdâr!
O, şimdi pişmân oldu,
vâli yap onu tekrar.” |