|
40 - EBÜL HASEN-EL KÛSÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
EY
TİMSAH, ONU BIRAK!
Bir talebesi vardı “Ebû
Abdullah” diye.
Aşırı muhabbeti var idi
bu "Velî"ye.
Kendisi anlatır ki: Bu
mübârek büyüğün,
Şerefli hizmetinde
bulunuyordum her gün.
Zevkle hizmet ederdim
gerçi bu evliyâya.
Ve lâkin memleketim, çok
uzaktı buraya.
“Dokuz ay”
olmuştu ki, ayrı idim
evimden.
Bir hayli özlemiştim
herkesi âilemden.
Diyordum ki:
“Hocama eylesem de bunu
arz,
Müsâdesini
alıp, sılaya gitsem
biraz.”
Ben, böyle düşünceler
içinde idim ki tam,
O ara, huzûruna çağırdı
beni hocam.
Yanlarına gidince,
buyurdular ki bana:
“İştiyâkın çok mudur
gitmek için yurduna?”
“Evet efendim” diye
edince hâlimi arz,
O zaman buyurdu ki: “Gözlerini
yum biraz.”
Kapadım, biraz sonra “Aç!”
dedi, ben de açtım.
Kendimi, evimizin önünde
görüp, şaştım.
Halbuki iki şehir
arasında, o zaman,
“Onbeş günlük”
mesâfe var idi en
azından.
Çoluk çocuğum ile
görüşüp, kaldım gece.
Âileme hasretim, zâil
oldu böylece.
Maddî ihtiyâçları
karşılamak için hem,
Verdim para olarak
anneme “Yirmi dirhem”.
O gün akşamdan sonra,
vedâ edip evime,
Yatsı vakti olmadan,
vâsıl oldum yerime.
Hocam beni görünce,
eyledi çok iltifât.
Buyurdu ki: “Hasretin
gitti mi şimdi evlât?”
“Evet efendim” dedim,
buyurdu ki o zaman:
“Ben hayatta oldukça,
kimseye etme beyân.”
Şöyle anlatıyor ki
talebeden biri de:
Hocamla otururduk, bir
deniz sâhilinde.
Sonra, başkaları da
geldiler bir aralık.
O gün, deniz sâhili oldu
çok kalabalık.
Hocam ile birlikte
otururken biz fakat,
Bir kargaşalık olup,
işittik bâzı feryât.
Merak edip sorunca,
dediler ki halk bize:
“Bir timsah, bir adamı
tutup çekti denize.”
Biz de bakıp, gördük ki
bu olan hâdiseyi,
Timsah, götürüyordu
gerçekten bir kimseyi.
Çâresizlik içinde
bağırırken cümle halk,
Üstâdım seslendi ki:
“Ey timsah, onu bırak!”
Ben, bütün dikkatimle
bakıyordum timsaha.
Bıraktı o kimseyi
duyarken sesi daha.
Daha sonra, denizin
üzerinden, üstâdım,
Onların yanlarına yürüdü
adım adım.
Gâyet sert bir şekilde
buyurdu ki timsaha:
“Uzaklaş buralardan ve
görünme bir daha!”
Hayvan, emri dinleyip,
gâib oldu ortadan.
İnsanlar, bir sevince
gark oldular o zaman.
Üstâdım, o kimseye
buyurdu ki o vakit:
“Haydi, su üzerinden
yürü de, sâhile git.”
O tereddüt edince, bir
koluna girerek,
Ulaştılar sâhile,
denizden yürüyerek. |