ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

40 - EBÜL HASEN-EL KÛSÎ (Rahmetullahi Aleyh)

NE İÇİN AĞLIYORSUN ?

 

Mısır’ın “Kus” şehrinde, dünyâ'ya gelen bu zât,

Yine Mısır’a bağlı “Kinâ”da etti vefât.

 

Hocası, "Abdürrahîm Kinâî"dir ki önce,

Onun kabri yanına, defnedildi ölünce.

 

Onun talebesi ve dâmâdı idi zâten.

Zâhir ve bâtın ilmi, ondan aldı tamâmen.

 

Her hâl ve tavrı ile, örnek olan bu kimse,

Sohbetiyle, feyizler saçıyordu herkese.

 

Hocasının dersinden, alıyordu büyük zevk.

Her ânını, onunla istiyordu geçirmek.

 

Boyacılık” yapardı, kendi babası ise.

San’atı, boyamaktı kumaş, yâhut elbise.

 

Oğluna diyordu ki: “Sohbete gidiyorsun.

Şu benim işlerime, hiç yardım etmiyorsun.”

 

O böyle söyleyince, gitti bir gün dükkâna.

Attı bir elbiseyi, rast gele bir kazana.

 

Babası hiddetlenip, dedi ki: “Sen ne yaptın!

Başka boya içine, yanlış kazana attın.

 

Şimdi, başka bir renge boyandı o elbise.

Ne cevap vereceğim yarın ben o kimseye?”

 

“Ebül Hasen”, çıkardı elbiseyi kazandan.

Babası onu görüp, hiddeti gitti o an.

 

Zîrâ bakıp gördü ki, hiç de yanlış olmamış.

Tam onun istediği, aynı renge boyanmış.

 

Gerçi yanlış kazana atmıştı oğlu onu.

Lâkin gördü, dosdoğru boyanmış olduğunu.

 

Dönüp ona dedi ki: “Ey oğlum, sen bilirsin.

İstediğin sohbete, artık gidebilirsin.”

 

O, büyük âlimlerin, devam edip dersine,

İslâm ilimlerinin, vâkıf oldu hepsine.

 

O zamanın "en büyük âlimi" oldu o da.

O yerin insanına, feyiz saçtı orada.

 

Bir hânegâhı vardı her zaman ders verdiği,

Kontrole çıkardı her gece talebeyi.

 

Ramazân-ı şerîfin, yine son gecesinde,

Gelmiş, dolaşıyordu hânegâhın içinde.

 

Talebeden birini gördü ki, ağlıyordu.

Niçin ağladığını, yaklaşıp ona sordu.

 

O dedi. “Ey efendim, rüyâ gördüm az önce.

Bana söylediler ki, “Kadir’dir işbu gece.”

 

Herkes secdede idi, istedim ben de yapmak.

Çok gayret ettimse de, olamadım muvaffak.

 

Sanki benim karnımda, “Bir demir” vardı yâni.

Benim secde etmeme, oluyordu o mâni.”

 

O, bunları dinleyip, buyurdu ki: “Ey oğlum!

Senin, “Demir” dediğin mâniayı ben buldum.

 

Çünkü “Şeytânî” idi gördüğün rüyâ senin.

İçine girecekti bu yolla şeytân temin.

 

O, vesvese vermişti “Bu gece kadir” diye.

İçine girecekti gitse idin secdeye.”

 

Görünce talebenin tereddüt ettiğini,

Tuttu iki eliyle o “Şeytân-ı la’în”i.

 

Çok feryâd ediyordu “Bırak beni!” diyerek.

Talebenin şüphesi gitti bunu görerek.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan