|
40 - EBÜL HASEN-EL KÛSÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
NE İÇİN AĞLIYORSUN ?
Mısır’ın “Kus”
şehrinde, dünyâ'ya gelen
bu zât,
Yine Mısır’a bağlı “Kinâ”da
etti vefât.
Hocası, "Abdürrahîm
Kinâî"dir ki önce,
Onun kabri yanına,
defnedildi ölünce.
Onun talebesi ve dâmâdı
idi zâten.
Zâhir ve bâtın ilmi,
ondan aldı tamâmen.
Her hâl ve tavrı ile,
örnek olan bu kimse,
Sohbetiyle, feyizler
saçıyordu herkese.
Hocasının dersinden,
alıyordu büyük zevk.
Her ânını, onunla
istiyordu geçirmek.
“Boyacılık”
yapardı, kendi babası
ise.
San’atı,
boyamaktı kumaş, yâhut
elbise.
Oğluna diyordu ki:
“Sohbete gidiyorsun.
Şu benim işlerime, hiç
yardım etmiyorsun.”
O böyle söyleyince,
gitti bir gün dükkâna.
Attı bir elbiseyi, rast
gele bir kazana.
Babası hiddetlenip, dedi
ki:
“Sen ne yaptın!
Başka boya içine, yanlış
kazana attın.
Şimdi, başka bir renge
boyandı o elbise.
Ne cevap vereceğim yarın
ben o kimseye?”
“Ebül Hasen”, çıkardı
elbiseyi kazandan.
Babası onu görüp,
hiddeti gitti o an.
Zîrâ bakıp gördü ki, hiç
de yanlış olmamış.
Tam onun istediği, aynı
renge boyanmış.
Gerçi yanlış kazana
atmıştı oğlu onu.
Lâkin gördü, dosdoğru
boyanmış olduğunu.
Dönüp ona dedi ki:
“Ey oğlum, sen bilirsin.
İstediğin sohbete, artık
gidebilirsin.”
O, büyük âlimlerin,
devam edip dersine,
İslâm ilimlerinin, vâkıf
oldu hepsine.
O zamanın "en büyük
âlimi" oldu o da.
O yerin insanına, feyiz
saçtı orada.
Bir hânegâhı vardı her
zaman ders verdiği,
Kontrole çıkardı her
gece talebeyi.
Ramazân-ı şerîfin, yine
son gecesinde,
Gelmiş, dolaşıyordu
hânegâhın içinde.
Talebeden birini gördü
ki, ağlıyordu.
Niçin ağladığını,
yaklaşıp ona sordu.
O dedi. “Ey efendim,
rüyâ gördüm az önce.
Bana söylediler ki, “Kadir’dir
işbu gece.”
Herkes secdede idi,
istedim ben de yapmak.
Çok gayret ettimse de,
olamadım muvaffak.
Sanki benim karnımda, “Bir
demir” vardı yâni.
Benim secde etmeme,
oluyordu o mâni.”
O, bunları dinleyip,
buyurdu ki: “Ey oğlum!
Senin, “Demir”
dediğin mâniayı ben
buldum.
Çünkü “Şeytânî”
idi gördüğün rüyâ senin.
İçine girecekti bu yolla
şeytân temin.
O, vesvese vermişti “Bu
gece kadir” diye.
İçine girecekti gitse
idin secdeye.”
Görünce talebenin
tereddüt ettiğini,
Tuttu iki eliyle o “Şeytân-ı
la’în”i.
Çok feryâd ediyordu “Bırak
beni!” diyerek.
Talebenin şüphesi gitti
bunu görerek. |