|
39 - EBÜL ABBÂS-EL BASÎR (Rahmetullahi
Aleyh)
İYİ DÜŞÜN!
“Ebül Abbâs-ı Mürsî”,
Mısır’da yaşıyordu.
Sohbetiyle herkese,
feyiz, nûr saçıyordu.
“Mısır”dan başka
yere gitmiyen bu büyük
zât,
Hep orada yaşayıp, o
yerde etti vefât.
Bir gün ziyâretine, “Îrân”
taraflarından,
“Necmeddîn”
adında bir kimse geldi
bir zaman.
Oturup onun ile, eyledi
bir hasbihâl.
Bir ara, kendisine sordu
şöyle bir suâl:
“Filânca belde ile,
filân yer arasında,
Kaç tâne nehir vardır
sizin Acemistanda?”
O, cevap vermek için
düşünerek bir miktar,
Dedi ki: “Zannedersem,
tam dört tâne nehir
var.”
Buyurdu:
“İyi düşün, beşincisi
var bir de.
Hani boğuluyordun sen
birgün o nehirde.”
O bunu duyar duymaz,
dedi ki: “Doğru, evet.
Onu dahî sayarsak, beş
olur hepsi elbet.
Sizin buyurduğunuz o
nehri, unutmuştum.
O suda boğulmaktan, kıl
payı kurtulmuştum.
Lâkin siz, o diyâra
gitmediğiniz halde,
Nasıl biliyorsunuz
bunları fevkalâde?”
Ebül Abbâs-ı Mürsî,
buyurmadı bir cevap.
O dahî sorduğuna,
utandı, etti hicâb.
“Ebül Abbâs Mürsî”nin
bulunduğu yer ile,
Üstâdının arası, çok
uzaktı hâliyle.
Buna rağmen her gece,
onun sohbetlerine,
Gidip, onu dinler ve
dönerdi tekrar yine.
Bir gece, üstâdının
dinlerken sohbetini,
Cemâatten birinin, çekti
o dikkatini.
Zîrâ benzetemedi
sîmâsını kimseye.
Merak etti: “Acabâ şu
oturan kim?” diye.
Çünkü o mahallede, yoktu
böyle birisi.
Üstelik değişikti
üstünde elbisesi.
Nihâyet bitti sohbet,
herkes gitti evine.
Lâkin merak ederdi o
kimse bunu yine.
Ebül Hasan Şâzilî
hazretlerine bizzât,
Gidip suâl etti ki:
“Efendim kimdi bu zât?
Zîrâ böyle bir kişi
yoktur bu mahallede.
Başka yerden gelmiş bir
yabancıdır herhalde.”
Buyurdu ki:
“O kişi, Ebül Abbâs
Mürsî’dir.
Her gece, muntazaman
sohbetimize gelir.
Çok uzak memlekette
olduğu halde bile,
Yine her gün, sohbete
gelir kerâmetiyle.”
Buyurdu ki: “Her şeyin
vardır bir alâmeti.
Onunla anlaşılır, onun
mevcûdiyyeti.
Allahın rahmetinden uzak
olan kişinin,
Alâmeti şudur ki,
ağlamaz Allah için.
Ve yine helâlinden bir
lokma az yemeyi,
Gece ibâdetinden,
bilirim daha iyi.
Mîde dolu olunca, gaflet
gelir kişiye.
O, Rabbini unutup, meyl
eder "haram iş"e.
Helâlinden çok yemek,
olursa buna sebep,
Hep haram yiyenlerin, ne
olur hâli acep?”
|