|
39 - EBÜL ABBÂS-EL BASÎR (Rahmetullahi
Aleyh)
ÇOK HASTALIĞI VARDI
“Ebül Abbâs Mürsî”nin
yaşlılık döneminde,
Tam “On iki hastalık”
var idi bedeninde.
Meselâ “Basur”
ile, böbreğinde “Taş”
vardı.
İkisi de, çok zaman acı,
ağrı yapardı.
Buna rağmen o yine,
meclisini kurarak,
Yapardı sohbetini
bunlara katlanarak.
Şiddetli olsa bile,
sabredip inlemezdi.
Kimse onda hastalık
olduğunu bilmezdi.
Elem ve ızdırabı çok
şiddetlendiğinde,
Yüzü kızarıyordu
olmıyarak elinde.
Yine belli etmeyip
kimseye bu derdini,
Yapardı aksatmadan, her
günkü sohbetini.
Derdi: (Kendi arzumla bu
dersi yapmıyorum.
Bilâkis, bu hususta emir
olunuyorum.
Bana ilhâm oldu ki: “Eğer
bu bilgileri,
Herkese anlatmazsan,
alırız senden geri.”
Bu mânevî emirle, ben
sohbet ediyorum.
Bu yüzden “Sohbetime
devam edin” diyorum.
Ve lâkin bulursanız daha
tatlı bir kaynak,
O menba’a koşunuz,
burayı bırakarak.)
Her kim, ziyâretine
gelseydi ahbâbından,
Memnun bir vaziyette
ayrılırdı yanından.
Sıkıntılı bir kimse,
görse idi yüzünü,
Bir anda unuturdu cümle
üzüntüsünü.
Çünkü islâm ahlâkı,
tevâzû, hayâ, edeb,
Ve bütün güzel huylar,
bulunurdu onda hep.
Yanına biri gelse, pek
çok ilgilenirdi,
Gidince de, ardından,
ona duâ ederdi.
Derdi:
“Duâ edince birinin
gıyâbında,
O duâ kabûl olur Hak
teâlâ katında.”
Bakmazdı insanların
zâhirî hallerine.
Yalnız nazar ederdi "niyet"
ve "kalpleri"ne.
Nasıl net görünürse, cam
şişede, mürekkep,
O da, öyle görürdü
herkesin kalbini hep.
Zâhirlerine göre
yapmayıp muâmele,
Kalplerine bakarak,
ederdi mukâbele.
“Zâhid”
görünüşünde kimseler
gelse, fakat,
Çoğu zaman onlara,
etmezdi hiç iltifât.
Bâzan da görünüşte “Günâhkâr”lar
gelirdi.
O, iltifât eder ve
yakınlık gösterirdi.
Çünkü birincilerin,
bakarak kalplerine,
“Mağrur olmuş”
görürdü onları,
hallerine.
Lâkin ikincilere, edince
kalben nazar,
Görüyordu onlarda, bir “Kırıklık,
inkisâr.”
Bunların, günâhlardan
ötürü "nâdim"liği,
Onların "gurûr"undan,
gelirdi daha iyi.
Talebeden biri de,
sohbete gelmez oldu.
Onu yolda görünce,
çağırıp bunu sordu.
O ise cevâbında dedi ki:
“Ey efendim!
Yetiştiğimi görüp, bir
daha da gelmedim.”
Buyurdu ki:
“Bu yolda yetiştiğini
sanmak,
Hiç yetişmediğinin
işâretidir ancak.
Olgunlaşmadığını
zannetse biri ise,
Demek ki, olgunlaşma
yolundadır o kimse.” |