|
38 - EBÜL ABBÂS-I MÜRSÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
AYNI ANDA BEŞ YERDE
“Ebül Abbâs Mürsî”yi
sevenlerden bir kişi,
Bir gün, huzûrlarına
gelerek arz etti ki:
“Bu gün Cumâdan sonra,
düğün yemeğimiz var.
Siz de bulunursanız,
oluruz çok bahtiyâr.”
Onun bu dâvetine,
buyurdu:
“Peki evlât.
Bir mânim olmaz ise,
bulunurum o sâat.”
O gitti, biraz sonra
başkası geldi yine.
O da aynı sâatte, dâvet
etti evine.
Ona da buyurdu ki:
“Olur isem müsâit,
İnşallah dâvetinde
bulunurum o vakit.”
O da gitti, üçüncü kimse
geldi nihâyet.
O da, aynı sâatte yemeğe
etti dâvet.
Onu da kabûl edip,
buyurdu ki:
“Kardeşim,
İnşallah bulunurum,
olmazsa mühim işim.”
Birazdan iki kişi
gelerek ona yine,
Onlar da, o vakitte
çağırdı evlerine.
Yine kabûl ederek,
buyurdu:
“Olur, evet.
İnşâallah
gelirim çıkmazsa bir
mâzeret.”
Lâkin Cumâdan sonra,
talebeleri ile,
Oturup sohbet etti,
gitmedi hiçbir yere.
O gün akşama doğru, o
beş kişi, tek be tek,
Hep teşekkür ettiler,
huzûruna gelerek.
Dediler ki:
“Efendim, bize teşrîf
ettiniz.
Bizleri, bu sebeple pek
çok sevindirdiniz.”
Halbuki “Ebül Abbâs” bir
yere gitmemişti.
Birkaç talebesiyle, evde
sohbet etmişti.
Sohbette bulunanlar,
ettiler buna hayret.
Hemen anladılar ki, bu,
apaçık kerâmet.
“Ebül Abbâs-ı Mürsî”,
bir derste buyurdu ki:
Vaktiyle çok varlıklı,
zengin biri vardı ki,
Doluydu kalbi onun, tam
“Dünyâ sevgisi”yle.
Durmadan mal yığmaya
çalışırdı hırs ile.
Ayrıca, nefsi ondan
etseydi neyi talep,
Günâh haram demeyip,
yapardı onları hep.
Malıyla mağrur olan bu
kişi, bir gün yine,
Rastladı, Allah dostu
büyüklerden birine.
Şehrin bir kenârında
yaşıyan bu “Velî zât”,
Sürüyordu orada,
fakîrâne bir hayat.
Zengin onu görünce, dedi
ki:
“Sen fakirsin.
Ne ihtiyâcın varsa, bana
diyebilirsin.”
Buyurdu: “Fakat benim,
iki tâne “Kölem” var.
Benim hâkimiyyetim
altında bulunurlar.
Bunlar da “Dünyâ
hırsı” ve “Nefs-i
emmâre”dir.
Bunların ikisi de, benim
birer kölemdir.
Halbuki sen onların,
hâkimiyyetindesin,
Onlar sana değil de, sen
onlara kölesin.
Yâni kölelerime, kölesin
sen esâsen.
Nasıl teklîf edersin
böyle bir şey bana sen?
Sen, benden daha âciz
durumdayken, ey insan!
Nasıl yapabilirsin bana
yardım ve ihsân?
Ben de, ihtiyâcımı,
kölemin kölesine,
Arz edersem, bu bana
yakışır mı hiç yine.?” |