|
38 - EBÜL ABBÂS-I MÜRSÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
BİR KERÂMET
“Ebül Abbâs-ı Mürsî”,
hal ehli bir velîydi.
Büyük insan olduğu, her
hâlinden belliydi.
Bir gün, talebesinden “Beş
kişi”yi alarak,
Yolculuğa çıktılar hepsi
yaya olarak.
O ara, kendisine sordu
ki bâzı zevât:
“Efendim, bu seferden
acabâ nedir murat?”
Gösterip yanındaki o beş
talebesini,
Buyurdu ki:
“Bunların, defnetmektir
hepsini.”
Soranlar, bu cevaptan
bir şey anlamadılar.
Onlar da ayrılarak, yola
revân oldular.
Yolculuk esnâsında, o “Beş
kişi”, gerçekten,
Hastalanıp, beşi de
öldüler çok geçmeden.
“Ebül Abbâs”,
onları defn edip, sonra
yine,
Seferden, tek başına
döndü memleketine.
İnsanlar öğrenince olan
bu hâdiseyi,
Onun büyüklüğünü,
bildiler daha iyi.
İskenderiye halkı,
düşmânın hücûmundan,
Korkup, silâhlanmaya
başladılar bir zaman.
Sonra, “Ebül Abbâs”a
durumu ettiler arz.
Cevâben buyurdu ki:
“Korkmayın, bir şey
olmaz.
Ben sizin aranızda
bulunduğum müddetce,
Düşmânlar, size zarar
yapamazlar zerrece.”
Hakîkaten hayatta
oldukça bu velî zât,
Yapamadı düşmânlar,
onlara bir mazarrat.
Vaktâ
ki vefât etti Allah
dostu bu velî,
O zaman girdi şehre, o
düşmân kuvvetleri.
Bir gün de, biri geldi
bu zâtın huzûruna.
Bildiği ilimlerden,
bahsetti biraz ona.
Onsekiz din ilminde, var
idi ihtisâsı.
Lâkin yoktu üstünde, bir
“Tevâzû” libâsı.
Bilâkis, edindiği
ilimle öğünerek,
Konuştu, kendisini ondan
üstün görerek.
“Ebül Abbâs-ı Mürsî”,
tevâzû, hayâ, edeb,
Gösterip, o kimseyi
sessizce dinledi hep.
O, sözünü bitirip, dedi
ki:
“İşte böyle.
Şimdi biraz sen konuş,
bir şeyler bul da
söyle.”
O zaman Ebül Abbâs, o
kimsenin kibrinden,
Müteessir olarak,
buyurdular ki hemen:
“Ey bunun gurûruna sebep
olan bilgiler!
Onun hâfızasından
silinin birer birer.”
O böyle buyurunca, onun
hâfızasında,
Ne kadar “Bilgi”
varsa, silindiler
ânında.
Kendi adını bile, hattâ
o unutarak,
Şehrin sokaklarında,
dolaştı aylak aylak.
O, onun bu hâline acıyıp
pek ziyâde,
“Namâz sûreleri”ni
etti ona iâde.
O, ölünceye kadar, bu
hâliyle kaldı hep.
Bu hâle düşmesine “Gurûr”u
oldu sebep.”
Hele “Velî”ye
karşı olursa kibir,
gurur,
Dünyâ ve âhirette,
bulunmaz rahat, huzûr.
Çünkü onlar, Allahın
sevdiği dostudurlar.
Onların hürmetine nefes
alır bu kullar.
|