|
38 - EBÜL ABBÂS-I MÜRSÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
HOŞ GELDİN YANIMIZA
“Endülüs”te
yetişen büyük bir
evliyâdır.
İlim sâhibi olup,
kerâmetleri vardır.
Altıyüzonaltı’da
dünyâ'ya gelen bu zât,
“Seksen” sene
yaşayıp, eyledi Hakk’a
vuslat.
“Ebül Hasan Şâzilî”,
hocasıydı bu zâtın.
Ondan çok istifâde etmiş
idi bihakkın.
Hocası, sağlığında,
bütün talebesini,
Toplayıp, “Bu velî”ye
ısmarladı hepsini.
Buyurdu ki:
“Allaha yemin ederim ki
ben,
Konuşmaktan âciz ve
hiçbir şey bilemiyen,
Câhil bir köylü gelse
mübârek huzûruna,
İletir bir sohbette,
evliyâlık yoluna.”
Ebül Abbâs-ı Mürsî,
mübârek hocasını,
Kendi, şöyle anlattı
görüp tanımasını:
“Bir zaman “Mürsiyye”den,
“Tunus”a gitmiş
idim.
Üstâdımın adını, orada
işitmiştim.
Görüşmek arzu ettim
kendisiyle hemence.
Şöyle bir rüyâ gördüm
gitmeden bir gün önce.
Bir dağın tepesine
tırmanıp çıkıyorum.
Orada, çok nûrânî bir
kimse görüyorum.
Bana nazar ederek,
buyurdu ki:
“Evlâdım,
Hoş geldin yanımıza, ben
de seni arardım.”
O sabah, huzûruna
sevinçle gittim bizzât.
Baktım, gece rüyâda o
gördüğüm aynı zât.
Yine aynı şekilde,
heybetle otururdu.
Ve bana, rüyâdaki aynı
şeyi buyurdu.
Yâni bana bakarak, dedi
ki:
“Ey evlâdım!
Hoş geldin yanımıza, ben
de seni arardım.”
İsmimi suâl etti, arz
ettim kendisine.
Buyurdu ki:
“Evlâdım, oluyor ki on
sene,
Arz edildin sen bana,
ben seni tanıyordum.
Yanıma gelmen için,
yolunu bekliyordum.”
"Ebül Abbâs-ı Mürsî", bu
zâtın huzûrunda,
Yetişip, çok yükseldi
evliyâlık yolunda.
İnsanlar, dört bir
yandan, demeyip uzak
yakın,
Bu zâtın sohbetine
koştular akın akın.
Öyle çok evliyâlar çıktı
ki o dergâhta,
Onların sayıları,
bilinmez oldu hattâ.
Küçük yaşta başladı onun
kerâmetleri.
Hârika gösterirdi
çocukluğundan beri.
Kendisi anlatır ki:
Henüz küçük çocuktum.
Tahsîl için mektebe,
henüz ilk gidiyordum.
Bir “Levha”
üzerine, bâzı şeyler
yazarken,
Bir amca beni görüp,
yanıma geldi hemen.
Dedi ki: “Ey evlâdım,
bu, temiz bir levhadır.
Niçin karalıyorsun,
bunun vebâli vardır.”
Dedim ki:
“Amcacığım, ben
karalamıyorum.
İlim için, lüzumlu bir
şeyler yazıyorum.
Asıl “Amel defteri”
karalanmamalıdır.
O karalanır ise, asıl
vebâl ondadır.”
Ben böyle söyleyince,
alnımdan öptü benim.
Dedi:
“Bu, bir hikmettir, bunu
senden öğrendim.” |