|
39 - EBÜL ABBÂS-EL BASÎR (Rahmetullahi
Aleyh)
SÂDE HAYAT YAŞARDI
Annesi, kucağına alarak
bu oğlunu,
Emzirip, ihtimâmla
büyüttü sonra onu.
Vaktâ
ki bu çocuğu, geldi “Yedi”
yaşına,
Kur'ân tilâvetini
öğretti önce ona.
O, daha büyüyünce, ilme
verdi kendini.
Öğrendi ince ince islâm
bilgilerini.
İnsanlardan uzak ve ayrı
bir hâli vardı.
Dünyâ'ya rağbet etmez,
sâde hayat yaşardı.
Babası, o beldede “Sultân”
olduğu halde,
Dünyâ nîmetlerinden
etmezdi istifâde.
İnsanlar derlerdi ki:
“Pâdişahtır babanız.
Siz ise, fakîrâne bir
hayat yaşarsınız.”
O buyurur idi ki:
“Doğrudur, öyle evet.
Lâkin biz, âhirete
veririz ehemmiyyet.
Bu dünyâ nîmetleri,
sahtedir, vefâsızdır.
Bu gün senin ise de,
yarın başkasınındır.
Halbuki âhirette ele
geçen nîmetler,
Hakîkî nîmet olup, ebedî
devam eder.”
“Ebül Abbâs”,
sonradan teşrîf edip
Mısır’a,
Çok fâideli oldu orada
insanlara.
Nil
nehri kıyısına, kurarak
dergâhını,
Yıllarca tenvîr etti o
yörenin halkını.
Öteki yakasında, vardı
başka evliyâ.
Mektuplaşırlar idi ikisi
ekseriyâ.
“Ebül Abbâs”, ne
zaman yazsaydı
mektûbunu,
Nil
nehri üzerine koyardı
gidip onu.
“Ebüssü’ûd” idi
ki karşıdaki velî zât,
Gidip, su üzerinden
alırdı onu bizzât.
Ebül Abbâs, burada henüz
dergâh kurmadan,
Biri, “Ebüssü’ûd”un
hizmetindeydi her an.
Bu zâta, yirmi sene
hizmet edip nihâyet,
Sonunda, kendisinden
talep etti icâzet.
Hocası buyurdu ki: “Bana
çok hizmet ettin.
Ve lâkin benden olmaz,
senin me’zûniyyetin.
Mağrib
memleketinden gelir ki “Bir
evliyâ”,
O, kurar dergâhını, şu
karşıki kıyıya.
İsmi “Ebül Abbâs”tır,
yakında gelecektir.
Senin icâzetini, o velî
verecektir.”
Birkaç gün geçmişti ki,
çağırdı onu yine.
Buyurdu ki:
“O velî, teşrîf etti
yerine.
Sen şimdi durma artık, o
zâtın yanına git.
Ve çok hizmet eyle ki,
olasın çok müstefit.”
“Peki efendim” deyip,
geçti karşı kıyıya.
Gördü ki, teşrîf etmiş o
dediği evliyâ.
Yaklaşıp, edeb ile öptü
onun elini.
Ve lâkin söylemedi ne
için geldiğini,.
Fakat o buyurdu ki:
“Hoş geldin ey evlâdım!
Seni yetiştirmektir
benim de tek murâdım.
Allah, Ebüssü’ûd’a
versin ki çok hayırlar,
Himâye etti seni, biz
gelinceye kadar.”
O günden îtibâren, ona
çok etti hizmet.
Yetişip, bu velîden aldı
mutlak icâzet. |