|
39 - EBÜL ABBÂS-EL BASÎR (Rahmetullahi
Aleyh)
CEYLÂNIN OĞLU
“Endülüs”te
yetişen evliyâdan
biridir.
O yörenin halkını,
yıllarca etti tenvîr.
İsmi “Ahmed” ise de,
lâkin halk arasında,
“İbnül gazâle”
diye tanınır daha fazla.
Endülüs’te dünyâ'ya
gelen bu mübârek zât,
Mısır’da yaşadı ve orada
etti vefât.
Onun “İbnül gazâle”,
yâni “Ceylânın oğlu”,
Diye tanınması da,
esâsen şöyle oldu:
O, dünyâ'ya gelince,
“Çok güzel” idi, ama,
Vâlidesi baktı ki, iki
gözü de “Âmâ”.
Babası “Sultân” olup,
seferdeydi o zaman.
Annesi çok üzülüp, şöyle
düşündü o an:
“Mâdem iki gözü de âmâ
doğdu bebeğim.
Böyle sakat çocuğu,
istemez belki beğim.”
O, böyle düşünerek, beği
henüz dönmeden,
O bebeği alarak, ayrılıp
gitti evden.
Şehir dışına çıkıp,
vardı tenhâ bir yere.
Oğlunu bir kenara
bırakıp, döndü eve.
Dedi: Beğim gelince,
derim:
“Doğdu yavrucak.
Ve lâkin yaşamayıp,
vefât etti çabucak.”
O, terk etti ise de
tenhâya çocuğunu,
Ve lâkin Hak teâlâ, zâyi
etmedi onu.
Gönderdi bir “Ceylân”ı
onun bu yavrusuna.
O gelip, muntazaman, süt
verdi her gün ona.
Bundan birkaç gün sonra,
sultân döndü seferden.
Evine girer girmez,
“Çocuğu” sordu hemen.
Hanım dedi:
“Efendi, oldu bir erkek
evlât.
Ve lâkin yaşamayıp, aynı
gün etti vefât.”
Sultân üzüldüyse de onun
bu haberine,
Yine de râzı oldu
Allahın takdîrine.
Dedi ki:
“O çocuğu aldıysa
cenâb-ı Hak,
Daha hayırlısını ihsân
eder muhakkak.”
Aradan günler geçti, bir
gün yine bu sultân,
Adamlarını alıp, ava
gitti bir zaman.
Bir bölgeyi çevirip,
kontrole aldılar.
Sonra da, o halkayı
gittikçe daralttılar.
Az daha yaklaşınca,
gördüler ki bir çoğu,
Bir ceylân, emziriyor
çok güzel bir çocuğu.
Çok garibine gitti o
sultânın, işbu hal.
Merakla yanlarına
koşarak geldi derhal.
Görünce çok sevimli bir
"erkek çocuğu"nu,
Şefkatle kucaklayıp,
bağrına bastı onu.
“O ölenin yerine, oğlum
bu olsun” diye,
O çocuğu alarak, dönüp
geldi geriye.
Hanımına gösterip, dedi:
“Hanım, işte bak.
Bu çocuğu gönderdi
bizlere cenâb-ı Hak.
O ölenin yerine, bunu
ihsân buyurdu.
Av yerinde bir ceylân,
bunu emziriyordu.”
O bebeğin yüzüne bakar
bakmaz ilk daha,
Hatâsına anlayıp,
başladı ağlamaya.
Zîrâ tanımış idi, o
kendi bebeğini.
Hem de yalan söyleyip,
aldatmıştı beğini.
Anlattı hakîkati hem
ağlıya ağlıya,
Sevinip şükrettiler,
Allahü teâlâya. |