ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

34 - EBÜL HÜSEYİN KURAFÎ (Rahmetullahi Aleyh)

PÂDİŞÂH OLACAKSIN

 

Ebül Hüseyn Kurafî”, evliyâdan, büyük zât.

Yüzon yaşında iken, eyledi Hakka vuslat.

 

Tasavvufta, çok yüksek makâma oldu vâsıl.

Her gün, çok kerâmetler olurdu ondan hâsıl.

 

Allahü teâlâya ederdi çok ibâdet.

Aslâ “Dünyâ malı”na vermezdi ehemmiyet.

 

Herkesi doğru yola erdirmekti gâyesi.

Bu yolda çalışmakla geçti günü, gecesi.

 

Kendisini görmeye, bir “Derviş” geldi bir gün.

Kaftanı eski olup, yırtılmıştı büsbütün.

 

Fakirlikten, günlerce hiç yemek yememişti.

Ve lâkin bu hâlini, ona diyememişti.

 

O, bu fakir dervişin yüzüne etti nazar.

Buyurdu ki: “Alnında, bir mânâ var âşikâr.

 

Yüzünden, şu müjdeyi okurum ki ben şu an,

İlerde bir beldeye, olursun büyük sultân.”

 

“Ebû Süleymân” idi lakabı o dervişin.

O anda anlamadı esrârını bu işin. 

 

Lâkin o günden sonra, yıllar geçti aradan.

Fas’taki bir bölgeye, oldu "hâkim" ve "sultân".

 

Hem de adâletiyle tanındı, oldu meşhur.

Güzel idâresiyle, insanlar buldu huzûr.

 

Başka gün, kendisini ziyâret etti biri.

O dahî fakir olup, “Bekâr”dı çoktan beri.

 

Evlenmeye, kaç defâ ettiyse de teşebbüs,

Ve lâkin evliliği, etmemişti teessüs.

 

Zîrâ bulunmamıştı bir kız ona münâsip.

Bu yüzden, olmamıştı evlenmek ona nasîb.

 

Kurafî hazretleri, bunun dahî yüzüne,

Bakarak, şu müjdeyi vermişti kendisine:

 

“Şimdi senin hakkında, şöyle ki benim zannım,

Bir gün olur senin de, iki çocuk, bir hanım.

 

Üç kişinin içinde görürüm seni zîrâ.

Haydi git de, kendine, münâsip zevce ara.”

 

Hakîkaten aynıyle vukû buldu hâdisât.

Evlenip, iki çocuk sâhibi oldu o zât.

 

Bir gün de, bir gemide seyâhat ediyordu.

Yolculardan bâzısı, gülüp eğleniyordu.

 

Nasîhat ettiyse de biraz kendilerine,

Velâkin dinlemeyip, devam ettiler yine.

 

Ve hattâ tanımayıp onun kim olduğunu,

Ellerini bağlayıp, suya attılar onu.

 

Birazdan, namâz kılma zamanı geldiğinde,

Baktılar, aynı kişi namâz kılar yerinde.

 

Onu böyle görünce, afalladılar birden.

Hem de ıslanmamıştı elbisesi katiyyen.

 

Üzgün, pişmân olarak, çok özür dilediler.

Biz sizi tanımadık, bağışlayın” dediler.

 

Bir gün de, “Tasavvuf”tan sordular kendisine.

Buyurdu ki: “Hiç fırsat vermemektir nefsine.

 

Bir “Allah adamı”nın, giderek tam izinden,

“Dünyâ muhabbeti”ni çıkarmaktır içinden.

 

Kendisinden daha çok, gayriyi düşünmektir.

Allaha kulluk edip, dîne hizmet etmektir.

 

Kimseye vermemektir sıkıntı, zarar, ziyân.

İşte budur tasavvuf, budur kâmil müslümân.”

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan