|
32 - İMÂM-I ŞÂFİÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
KEMİKLERE YAZARDI
“İmâm-ı Şâfiî”
ki, devrinin bir tânesi.
Resûl'ün soyu ile
birleşir sülâlesi.
Üçüncü dedeleri,
Peygamber-i zîşânın,
Dokuzuncu dedesi
olmaktadır "İmâm"ın.
Henüz beşikte iken,
ezberledi Kur'ânı.
Hep ilim öğrenmekle
geçiriyordu zamanı.
Lâkin o, yaşıyordu maddî
sıkıntı ile.
Almaya gücü yoktu, bir
yaprak kâğıt bile.
Kâğıt bulamasa da,
yitirmezdi azmini.
"Kemik parçaları"na
yazardı derslerini.
Öyle kuvvetliydi ki
hâfızası, zekâsı,
Ona, hayret ederdi başta
kendi hocası.
Meşhur hadîs kitâbı var
idi ki “Muvattâ”,
Bunu, dokuz gecede
ezberlemişti hattâ.
Hadîs, fıkıh ve lügat,
hem dahî edebiyât,
İlminde, parmak ile
gösterildi o bizzât.
“İmâm-ı Mâlik”e
de, gelip yirmi yaşında,
Büyük bir âlim oldu,
gençliğinin başında.
O, ilim ve mârifet,
ayrıca soy ve neseb,
Yönünden, üstün idi sâir
ulemâdan hep.
Henüz "Onüç" yaşında,
öğrenerek herşeyi,
Derdi ki: (Sorun
bana, her türlü meseleyi.)
"Onbeş"inde başladı,
dînî fetvâ vermeye.
“Ahmed bin Hanbel”
bile gelirdi dinlemeye.
Derlerdi ki: (Ey İmâm,
sen âlimken, ne için,
Gelip katılıyorsun
dersine bu âlimin?)
Derdi ki:
(Ezberledik bizler ilmin
lâfzını.
Lâkin bu zât, biliyor,
onların mânâsını.)
Süfyân-ı Sevrî der ki:
(İmâm-ı Şâfiînin,
Aklının çokluğunu,
anlamak gayri mümkin.
Cem olsa da bir yere,
herkesin aklı şâyet,
Yine de onun aklı, daha
çok gelir elbet.)
O, az yer, mîdesini
doldurmazdı pek fazla.
Derdi ki: (Doyasıya
hiç yemedim ben aslâ.)
Sebebi sorulunca,
buyurdu ki:
(Çok yemek,
Bedene ağırlıktır ve
uyku getirir pek.)
Gâyet sevimli olup, çok
güzeldi sîmâsı.
Akrânından üstündü, zekâ
ve hâfızası.
Resûl'ün sünnetine,
ederdi çok riâyet.
Var idi üzerinde, büyük
vakar ve heybet.
O, Kur'ân okuyorken,
ağlardı dinliyenler.
Hattâ kendilerinden
geçerdi çok kimseler.
"Abdullah-ı Ensârî",
buyurur ki hem dahî:
(Pek fazla seviyorum
İmâm-ı Şâfiîyi.
Zîrâ evliyâlıkta, baksam
hangi makâma,
Her velînin önünde,
rastlarım hep İmâm’a.) |