ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

31 - ABDÜL'AZÎZ DÎRÎNÎ (Rahmetullahi Aleyh)

ÇOK MÜTEVÂZI İDİ

 

Evliyânın büyüğü, “Abdül’azîz Dîrînî”,

Yayıp kuvvetlendirdi Allahın bu dînini.

 

Binikiyüzonaltı yılında doğan bu zât,

Yetmişdokuz” yaşında, Mısır’da etti vefât.

 

Güleryüz, tatlı dille mümtâz idi bilhassa.

Hiç kimsenin kalbini incitmezdi o aslâ.

 

O, hâlini herkese etmezdi fazla izhâr.

Bir gün onu, dışarda gördü bâzı insanlar.

 

Gayri müslim” bir kimse zannedip kendisini,

İstediler onun da îmâna gelmesini.

 

Dediler ki: “Ey kişi, kelime-i şehâdet,

Söyle ki, senin olsun ebediyyen seâdet.”

 

O dahî “Peki” deyip, şehâdet söyleyince,

Büründü ordakiler bir sürûr ve sevince.

 

Müslümân yaptık diye gayri müslim birini,

Kadı’ya götürdüler bu islâm âlimini.

 

Dediler: “Şehâdeti oku ki orada da,

Müslümân olduğunu öğrensin o kadı da.”

 

Kadı ise, bu zâtı tanırdı gâyet iyi.

Ayakta karşıladı gelince bu “Velî”yi.

 

Büyük hürmet gösterip, dedi: “Safâ geldiniz!

Hemen îfâ edelim, var ise bir emriniz.”

 

Sonra, o insanları sorup bu evliyâya,

Dedi di: “Bu insanlar, niçin geldi buraya?”

 

Buyurdu: “Bilmiyorum, bunlar beni görünce,

Kelime-i şehâdet okuttular ilk önce.

 

Sonra da beni alıp, buraya getirdiler.

Bilmem ki, onlar beni acep ne zannettiler?”

 

Onlar da hakîkati anlayınca nihâyet,

Onun tevâzûuna eylediler çok hayret. 

 

Bu velînin sevdiği bir kimse vardı yine.

Sık sık, onu görmeye gidiyordu evine.

 

O dahî yedirmeden göndermezdi onu hiç.

Bir gün de gittiğinde ikrâm etti bir “Piliç”.

 

Abdül’azîz Dîrînî”, onun bu ikrâmına,

Gâyetle memnun olup, çok duâ etti ona.

 

Bir daha geldiğinde ona bu zât-ı kirâm,

Yine bir  “Piliç” kesip, eyledi ona ikrâm.

 

Ve lâkin zevcesinin burkuldu biraz içi.

Ona, “Fazla” bulmuştu kesilen o pilici.

 

Onun büyüklüğünü iyi bilmediğinden,

O gün, ister istemez, şöyle geçti kalbinden.

 

Dedi ki: “Bu nasıl iş, anlamadım bunu hiç.

O kim ki, her gelişte kesiliyor bir piliç?

 

Halbuki bana kalsa, kâfî gelir bir çorba.

Niçin ona, çok rağbet gösteriyor acabâ?”

 

Ve lâkin o esnâda "Abdül’azîz Dîrînî",

Bildi onun kalbinden böyle geçirdiğini.

 

O pilici yemeyip, duâ etti kalbinden.

O an piliç “Canlanıp”, adadan çıktı hemen.

 

Buyurdu ki: “Hanımın, dert etmesin bunu hiç.

Bize çorba kâfîdir, onun olsun bu piliç.”

 

Hanım dahî görünce pilicin geldiğini,

Anladı o velînin büyük kerâmetini.

 

Öyle düşündüğüne pişmân oldu pek fazla.

Bu “Allah adamı”na tâbi oldu ihlâsla.

 

Anladı ki Allahın dostudur bu "Velîler".

Kalpten geçenleri de, gâyet iyi bilirler.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan