|
30 - ABDÜLVEHHÂB-I
ŞA'RÂNÎ (Rahmetullahi
Aleyh)
BALIKLARIN TESBÎHİ
"Abdülvehhâb Şa’rânî",
hâl ehli bir kişiydi.
Canlı cansız, her şeyin
zikrini işitirdi.
Kendisi anlatır ki: (Bir
gün, akşam vaktinde,
Namâz kılıyor idim,
üstâdımın evinde.
O anda, oldu bana
fevkalâde bir haller.
Gözümden, birden bire
kaldırıldı perdeler.
Canlı cansız ne varsa,
bu Mısır diyârında,
Hepsinin tesbîhini,
duyar oldum ânında.
Daha sonra bu hâlim,
daha da fazlalaştı.
Mısır hâricindeki
ülkelere ulaştı.
Yâni bütün dünyâ'da, ne
varsa canlı, cansız,
Hepsinin tesbîhini
işitirdim hilâfsız.
Okyanuslarda olan, nice
mahlûkâtın da,
Yaptığı tesbîhâtı,
duyuyordum ânında.
Bu hal, bir müddet daha
devam etti ise de,
Bunlarla aramıza,
yeniden girdi perde.
Çünkü çok korkmuş idim,
duâ ettim Allaha.
Her mahlûkun sesini,
işitmedim bir daha.
Fakat istediğim an,
istediğim ülkeyi,
Görür veyâ bir anda
geziyordum heryeri.)
"Abdülvehhâb Şa’rânî",
ihsânı ilâhîyle,
An be an, seyrederdi
dünyâ'yı kalp gözüyle.
Bir çölde, bir sahrâda,
bir ihtiyâç sâhibi,
Görseydi, yetişirdi
yardıma “Hızır”
gibi.
Dünyâ'nın bir ucunda
olsa bile o insan,
Ânında yetişerek,
yapardı ona ihsân.
Yine buyuruyor ki
kendisi bizâtihi:
(Rabbimiz, bu fakîre
verdi ki şunu dahî,
Vefât etmiş bulunan
büyük evliyâların,
Nerede olduğunu, bilirim
ruhlarının.
Yâni o büyüklerin, o
mübârek ruhları,
Nerdeyse, Rabbim bana
bildirir hep onları.)
Zîrâ o yüksek ruhlar,
kabirde serbesttirler.
İstedikleri yere, gidip
gelebilirler.
Bunun gibi, üstâdı “Aliyyül
Havvâs” dahî,
Bilip haber verirdi,
bunları bizâtihi.
Bir mü’min, ziyârete
gitseydi bir velîye,
Ona derdi: (O velî,
kabrinde yoktur)
diye.
Yâhut buyururdu ki: (Çabuk
git ey müslümân!
Filân yere gitmeye
hazırlanır o şu an.)
Kendisi, bu hususta
anlatıyor ki yine:
Bir gün, “İbni Fârıd”ın
gittim ziyâretine.
Ve lâkin bulamadım,
kabrinde yoktu o an.
Birazdan teşrîf etti
yerine çok uzaktan.
Dedi:
(Kusura bakma, çok
muhtâç bir kişinin,
Feryâdını işitip,
gitmiştim yardım için.)
Bu kuvvet, verilmiştir
bâzı yüksek ruhlara.
Gidip yardım ederler,
ihtiyâçlı kullara. |