|
27 - ABDULLAH İSFEHÂNÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
ÖLÜNÜN DİRİYE TELKÎNİ
"İsfehân"da
yetişen büyük bir
evliyâdır.
Hâl ehli kimse olup,
kerâmetleri vardır.
Hocası, kendisini
okuttuğu bir sıra,
Buyurdu ki:
(Evlâdım, sen şimdi git
"Mısır"a.
Orada bir zât var ki,
zamanın kutbu odur.
Git, onunla görüş ki,
bulasın sonsuz huzûr.)
“Peki efendim” deyip,
tuttu Mısır yolunu.
Lâkin “Câsus”
diyerek, tuttular yolda
onu.
Ellerini bağlayıp,
hapsettiler sonra da.
Suçu yokken, bir müddet
hapis kaldı orada.
Lâkin geçmemişti ki
aradan fazla zaman,
Yanına, nûr yüzlü bir
kimse geldi havadan.
Ellerini çözerek,
buyurdu ki:
(Ey evlât!
Yoluna devam et ki,
benim aradığın zât.)
Ona böyle söyleyip, gâib
oldu o sıra.
O dahî yola düşüp, vâsıl
oldu "Mısır"a.
Lâkin o zât kim idi?
Eyledi hayli merak.
Hem nasıl bulacaktı,
tanır mıydı onu halk?
O böyle düşünürken, biri
geldi o sıra.
Dedi: (Bir evliyâ zât,
teşrîf etti Mısır’a.
"Ebül Abbâs-ı Mürsî"
diyorlar kendisine.
İstersen gel gidelim,
onun ziyâretine.)
“Peki” deyip, o
zâta gittiler o gün
hemen.
Baktı, evet o idi
görünüp yardım eden.
Bir kimse anlatır ki:
(Bir sene gittim hacca.
Lâkin babam o vakit,
hasta idi fazlaca.
Haccı îfâ ederken, aklım
onda idi hep.
Ki, "Şimdi pederimin
nasıldır hâli acep?"
Ben böyle düşünürken, bu
büyük evliyâ zât,
İlerden beni görüp,
yanıma geldi bizzât.
Buyurdu ki: “Üzülme,
iyidir şimdi baban.
Sedirin üzerinde,
oturuyor hem şu an.
Şöyle şöyle birisi,
elinde misvakı var.
Dayanmış arkasına,
etrâfında kitaplar.”
Not ettim defterime o
günün târihini.
Dönünce, suâl ettim
pederimin hâlini.
Öğrendim ki, gerçekten o
gün ve o sâatte,
Sedirde otururmuş, aynı
o vaziyette.)
Bir gün de, velîlerden
birisi etti vefât.
Onun cenâzesinde bulundu
bu büyük zât.
Definden sonra biri,
telkînini verirken,
"Abdullah İsfehânî",
tebessüm etti birden.
Talebesinden biri, merak
edip sorunca,
Buyurdu ki: (Telkîne
başlayınca bu hoca,
O zât, bana kabrinden
dedi ki:
“Allah Allah!
Hayret etmiyor musun
buna sen ey Abdullah?
Kalbi ölü bir kişi,
kalbi diri olana,
Telkîn verir ki işte,
bu, hayret verir bana.") |