ŞİİRLERLE MENKIBELER

REHBER İNSANLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

16 - EBÛ SAÎD-İ EBÜL HAYR (Rahmetullahi Aleyh)

DEVRİNİN BİR TEKİYDİ

 

Dokuzyüz altmışyedi mîlâdî senesinde,

Tevellüd eylemiştir "Horasan" beldesinde.

 

Evliyânın büyüğü olan bu mübârek zât,

"Seksen iki" yaşında bu yerde etti vefât. 

 

Henüz çocuk idi ki, babası onu ilkin,

Câmiye götürmüştü, Cumâ namâzı için.

 

Ve yolda götürürken babası bu oğlunu,

Evliyâ-yı kirâmdan bir kimse gördü onu.

 

"Ebül Kasım Gürgânî" idi ki bu büyük zât,

Yaklaşıp ilgilendi çocukla hemen bizzât.

 

Babasına dönerek, buyurdu ki: (Kardeşim,

Bunu bize getir ki, onunla vardır işim.)

 

Babası "Peki" deyip bu velînin emrine,

Namâz kılıp, oğlunu götürdü hânesine.

 

"Ebû Saîd" diyor ki: Duvarda, hayli yüksek,

Bir raf ve üzerinde duruyordu bir “Ekmek".

 

O sırada, babama buyurdu ki o velî:

(Bu çocuğu kaldır da, raftan alsın ekmeği.)

 

Babam, beni o rafa kaldırınca çabucak,

O ekmeği aldım ki, gâyet "Tâze" ve "Sıcak".

 

"Ebül Kasım", ekmeği, bölüverdi ikiye.

Birini bana verip, buyurdu ki: (Bunu ye!)

 

Kendi de biraz yiyip ve babama dönerek,

Buyurdu: (Otuz yıldır o raftadır bu ekmek.

 

Bana ilhâm oldu ki: "Bu, her kimin elinde,

Sıcak olsa, o, büyük velî olur devrinde.”

 

Sana müjde olsun ki, o, senin bu oğlundur.

Büyüyünce, çok büyük âlim ve velî olur.)

 

Ebû Saîd”, o günden başladı tahsiline.

On senede, her ilmin vâkıf oldu hepsine.

 

Bir gün, "Serahs" şehrinde dolaşırken dağlarda,

Ehl-i hâl bir kimseye rastladı oralarda.

 

Oturmuş, kaftanını yamıyordu o kişi.

Yaklaşıp, o kimseden kesiverdi güneşi.

 

Yâni düştü gölgesi, o zâtın kaftanına.

O, yamayı dikerken, şöyle bir baktı ona.

 

Dedi: (Ey Ebû Saîd, işte bu yama ile,

Birlikte, bu kaftana diktim ben seni bile.)

 

O da, “Ebû Saîd”in mânen üstünlüğünü,

Kalp gözüyle görerek, söyledi bu sözünü.

 

Ve elinden tutarak, götürdü üstâdına.

"Ebül Fadl-ı Serahsî", bir defâ baktı ona.

 

Buyurdu: (Maksadımız şudur ki ey evlâdım!

İnsanları, hak yola çekelim adım adım.

 

Yüzyirmidört bin kadar Peygamberler de zâten,

Bu işi yapmak için gelmişlerdir esâsen.)

 

Rûhlara hayat veren bu sözleri, o vakit,

Kendinden geçer gibi dinledi “Ebû Saîd”.

 

O günden devam etti bu “Velî”nin dersine.

Yükseldi tasavvufun yüksek derecesine.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan