|
15 - EBÜL HASAN HARKÂNÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
BİR HIRKA HÜRMETİNE
Bir gurup erkânıyla,
sultân “Mahmûd
Gaznevî”,
Ziyârete gelmişti,
“hazreti Harkânî”yi.
Gönülden inanarak onun
büyüklüğüne,
Sohbetinde kavuştu,
yüksek teveccühüne.
Görünce, o da onun sevgi
ve ihlâsını,
Çıkarıp verdi ona,
mübârek hırkasını.
O Allah adamının "Hırkası"nı
alarak,
Çıktı yine gazâya,
huzûrdan ayrılarak.
“Harkan”dan uzaklaşıp,
“Semerkant”a gelince,
Yenilmek endîşesi sardı
onu iyice.
Hayli kalabalıktı zîrâ
düşmân ordusu.
Onları görür görmez,
fazlalaştı korkusu.
Derhal attan inerek,
çıkardı o "hırka"yı.
Onu vesîle edip, şöyle
yaptı duâyı:
(Yâ Rabbî, bu hırkanın
sâhibi hürmetine,
Muvaffak kıl bizleri,
düşmânın üzerine.
Eğer bana verirsen bu
gün gâlibiyeti,
Fukarâya veririm,
aldığım ganîmeti.)
Bu duânın üstünden
geçmedi fazla zaman.
"Bir kasırga"
koptu ki, oldu her yer
toz duman.
Öyle ki, görmüyordu bir
kâfir, diğerini.
Başladılar vurmaya onlar
birbirlerini.
Bu hengâme içinde
şaşıran o kâfirler,
Kendi kendilerini
kılıçtan geçirdiler.
Doldu savaş meydanı,
düşmân ölüleriyle.
“Sultân Mahmûd”,
bu hâli görerek
gözleriyle,
Düşündü ki:
"Ne büyük velî imiş
Harkânî.
Tasarruf ve himmeti, ne
kadar geldi ânî.”
Ebül Hasan Harkânî,
buyurdu ki bir zaman:
(Allah'ın kullarına,
yardım edin durmadan.
Hele “Anne-baba”sı,
muhtâçsa bir kişinin,
Onlara hizmet etmek,
devlettir onun için.
İki kardeş, bir evde
yaşardı bir devirde.
Hizmete muhtâç olan
vardı “Anneleri”
de.
Her gece, annesine, biri
hizmet ederdi.
Öteki, bir köşede
Rabbini zikrederdi.
Bir gece, kardeşlerden
birisi, çok ibâdet,
Yaparak, o tâatten duydu
çok haz ve lezzet.
Ricâda bulundu ki öteki
kardeşine:
(Bu gece de annemin,
sen bak hizmet işine.)
Hizmet eden kardeşi, ona
"Peki" diyerek,
Sarıldı annesinin
hizmetine severek.
Öteki, tâatini ederken
gece edâ,
Uyuyup, rüyâsında duydu
şöyle bir nidâ:
(Ey
filân, bağışladık biz
senin kardeşini.
Ve onun hatırına,
affettik sonra seni.)
O buna şaşırınca,
denildi ki kendine:
(Bizim ihtiyâcımız, yok
senin tâatine.
Halbuki ihtiyâcı var
size annenizin.
Zîrâ hizmetinize, muhtâç
o şimdi sizin.) |