|
15 - EBÜL HASAN HARKÂNÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
YÜK ÇEKMELİ
İnsanları hak yola
çağıran bir evliyâ.
"Harkan"
kasabasında teşrîf etti
dünyâ'ya.
Uzun boylu, heybetli,
yüzü nûrlu ve beyaz.
Gözleri iri olup,
kumraldı hem de biraz.
Tam “hazreti Ömer”i
andırırdı eşkâli.
Sünneti seniyyeye
muvâfıktı her hâli.
“Bâyezid Bistâmî”nin,
senelerle kabrine,
Giderek, o menba'dan çok
nûr aktı kalbine.
Her gidişte, Kur'ânı,
bir defâ hatmederdi.
Ziyâreti bitince, pek
çok duâ ederdi.
Resûlullah'tan gelen o “Nûr”lar,
aynen yine,
“Bâyezid”in
kalbinden, aktı onun
kalbine.
O henüz doğmamışken,
duyulmamışken adı,
Onun geleceğini, haber
verdi üstâdı.
Şöyle ki, “Bâyezid-i
Bistâmî” hazretleri,
Ziyârete giderdi her
sene şehîdleri.
"Kum tepe"
mevkîinde idi ki bu
kabristan,
Giderken, geçerlerdi “Harkan”
kasabasından.
Bu yerin havasını,
koklardı derin derin.
Garibine giderdi, bu hâl
talebelerin.
Bir sefer sordular ki:
(Efendim, ne ki sebep,
Bu yerin havasını
koklarsınız böyle hep?
Bizler hiç duymuyoruz
bir şeyin kokusunu.
Bu nasıl bir koku ki,
alırsınız siz onu?)
Buyurdu ki:
(Bu yerden, bana, öyle
birinin,
Kokusu geliyor ki,
"Kutb”u olur devrinin.
Adı “Alî” olur ve "Ebül
Hasan" künyesi.
O, kendi zamanının olur
hem bir tânesi.)
“Ebül Hasan”,
dünyâ'ya henüz teşrîf
etmeden,
Üstâdı, bu şekilde haber
verdi önceden.
Dünyâ'ya yayılmışken
onun şânı ve ünü,
Bilmiyordu “Zevce”si,
lâkin üstünlüğünü.
Hakâretler ederek,
üzerdi de, o yine,
Devamlı sabrederdi, onun
bu hallerine.
“İbni Sînâ” işitip bir
gün “Ebül Hasen”i,
Harkan'a, ziyârete
gelmişti kendisini.
Evini öğrenerek, kapıyı
çaldı hemen.
Zevcesine sordu ki:
(Nerdedir Ebül Hasen?)
Dedi: (Gitti
ormana, odun alıp
gelecek.
Başka adam yok muydu,
ziyâret eyliyecek?)
Daha münâsebetsiz sözler
de sarf edince,
“İbni Sînâ”
şaşırıp, hayret etti bir
nice.
Oradan ayrılarak,
gidiyorken ormana,
Daha çok hayret ile
rastladı birden ona.
Odunu, bir “Arslan”a
yüklemiş geliyordu.
Onu böyle görünce,
(Bu ne hâl?) diye
sordu.
Buyurdu ki: (Evimde,
biraz önce gördüğün,
“Belâ” ve “Sıkıntı”yı
çekerim hemen her gün.
Ben o “Belâ yükü”nü
taşırım evde öyle.
Bu da, benim yükümü
taşıyor işte böyle.) |