|
12 - BÂYEZİD-İ BİSTÂMÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
ONA KAPIYI AÇMADI
Sâlihlerden birisi
anlatır ki: (Bir zaman,
"Tevekkül nedir?" diye
sordum bir evliyâdan.
Dedi:
(Girse bir kolun,
ejderhânın ağzına,
Yine hiç korkmamandır,
güvenip Allah'ına.)
Öğrenip tevekkülün ondan
ne olduğunu,
Dedim ki: "Bâyezid'e
sorayım bir de bunu.
Acabâ o ne türlü târif
eder?" diyordum.
"İmtihân"
gâyesiyle, evine vâsıl
oldum.
Kapıyı çaldımsa da,
açmadı bana fakat.
Hem de şöyle buyurdu
içerden bana o zât:
(Falanca evliyânın
verdiği o cevâba,
Kâni olmadın da mı, bana
geldin acabâ?)
Ben dahî kendisine
eyledim ki şöyle arz:
(Kapıyı açsanız da,
görüşsem sizinle az.)
Dedi:
(Ziyâret için gelmedin
ki sen bana.
Geldin ki, bu fakîri
çekesin imtihâna.)
Ben oradan ayrılıp, bir
sene sonra lâkin,
Geldim "Ziyâret"
için evine bu “Velî”nin.
"İmtihân" düşüncesi,
kalbimde yoktu fakat.
Tek niyetim, sırf onu
ziyâretti hakîkat.
Kapıyı çaldığımda,
düşünür idim ki hep:
"Yine açmıyacak mı
kapıyı bana acep?"
Lâkin kapıyı açıp,
buyurdu ki: (Hoş
geldin.
Ziyâretime gelip, beni
mesrûr eyledin.)
Bir ay misâfir etti
hânesinde beni hem.
Feyzine kavuşarak, oldu
çok istifâdem.
Bir gün de, bu “Velî”ye
sordular: (Efendim, siz,
Peygamberler hakkında,
acabâ ne dersiniz?)
O zaman buyurdu ki
onlara cevâbında:
(Bir şey söyliyemeyiz
biz onların hakkında.
Zîrâ anlıyamayız hiç o
büyükleri biz.
Onların hallerini,
idrâkten pek âciziz.
Biz, onları ne kadar
uğraşsak anlamaya,
O anladığımızdan,
yüksektir onlar daha.)
“Bâyezid-i Bistâmî”,
yine bir defâsında,
Câmide namâz kıldı, bir
imâm arkasında.
İmâm, namâzdan sonra
dedi ki haddi aşıp:
(Para kazanmıyorsun bir
iş ile uğraşıp.
Başkalarından dahî, bir
şey istemiyorsun.
Nafakanı kim verir, ne
yiyip içiyorsun?)
“Bâyezid-i Bistâmî”,
buyurdular ki o an:
(Sen miydin biraz önce
bize namâz kıldıran?
Dur, önce o namâzı iâde
eyliyeyim.
Sonra bu suâlinin
cevâbını vereyim.)
İmâm, suâl etti ki
üzülüp fevkalâde:
(Ne için namâzını
ediyorsun iâde?)
Buyurdu ki:
(Rızkını, kim verir her
insanın?
Sen bunu bilmiyorsun,
kabûl olmaz namâzın.)
Demek istemişti ki imâma
yâni bu zât:
"Namâz kabûl olsa da,
sevâbı olmaz fakat." |