|
06
- EBÜL FETH-İ VÂSITÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
HATÎBİN PİŞMÂNLIĞI
“Ebül Feth-i Vâsıtî”,
Hakk’ın bir velîsiydi.
“Ahmed-i Rıfâî”nin,
seçkin talebesiydi.
Rıfâî hazretleri, onu,
İskenderiye,
Şehrine göndermişti, "Feyiz,
nûr saçsın" diye.
O da, sohbetleriyle,
sayısız insanları,
Hidâyete getirip, irşâd
etti onları.
Lâkin bâzı kişiler, onu
anlamadılar.
"İmtihân etmek için"
bir yere toplandılar.
O ise, çok kuvvetli
delîller getirerek,
Onların herbirini, iknâ
etti tek be tek.
Böylece o kişiler, hep
insâfa geldiler.
Ve “Feth-i Vâsıtî”den
çok özür dilediler.
Îtirâz edenlerden, şu
idi ki biri de,
Hatiplik yapıyordu,
Attârîn câmiinde.
Bir Cumâ günü idi,
minbere çıktığında,
“Abdestsiz”
olduğunu hâtırladı o
anda.
Çok müşkil bir duruma
düşmüş idi o gâyet.
Ve ne yapacağını
şaşırıp, etti hayret.
Lâkin bu “büyük Velî”,
hatîbin durumunu,
Anlayıp, ona doğru
uzattı bir kolunu.
Cübbesinin yenini, bir “Sokak"
gibi aynen,
Göstererek, Hatîbi
kurtardı o zor halden.
Hatip baktı, bir
“Sokak", yürüdü ileriye.
Abdestini alarak, tekrar
geldi geriye.
Hatip, bu kerâmetle,
abdestini almıştı.
Cemâatinse bundan,
haberi olmamıştı.
Hatip, kendi kendine
düşündü ki o sâat:
"Ebül Feth-i Vâsıtî,
demek ki velî bir zât.
Zîrâ o, evliyâdan bir
kişi olmasaydı,
Abdestsiz olduğumu,
elbet anlıyamazdı.
Sonra ben, minberimde
otururken, âniden,
Bana abdest aldırdı, hiç
çıkmadan câmiden".
Cemâat da, bu işin
farkına varmadılar.
Ve çok kısa bir zaman
içinde oldu bunlar.
O, böyle düşünerek,
insâf etti nihâyet.
Ve “Feth-i Vâsıtî”ye
besledi çok muhabbet.
Giderek af diledi, o
islâm büyüğünden.
Talebesi olmakla,
şereflendi o günden.
Bu zât, bir sohbetinde
buyurdu ki: (Ey insan!
“Ölüm”e hazırlan
ki, kalmadı fazla zaman.
Kul, Rabbe yaklaştıkça,
yükselir derecesi.
Sahâbe-i kirâmın,
yükseldi böyle hepsi.
Onlar, “Yok”
olmuşlardı Allah ve
Peygamberde.
Bu yüzden yükseldiler,
sonsuz derecelerde.
"Yok olma"nın bir yolu,
"Peki" demektir
hemen.
Allah adamlarına,
mahvolur "Hayır" diyen.
"Kibirli"yi, ne
Allah ve ne de kullar
sever.
Tevâzû sâhipleri,
bilâkis sevilirler.
Bir mü'mini görünce,
şöyle düşünmeli ki:
“Bunun duâsı ile,
kurtulurum ben belki”.) |