|
04
- EBÛ ALÎ DEKKÂK
(Rahmetullahi Aleyh)
EDEB ÖRNEĞİ
Bir gün “Alî Dekkâk”a
sordular:
(Efendim, siz,
Namâzda, sinek kovan
kimseye ne dersiniz?)
Buyurdu: (O, namâzı,
kime karşı kılıyor?
Elbetteki Rabbinin
huzûrunda duruyor.
Kul, Allah huzûrunda,
edebli olmalıdır.
Hattâ meşhur “Ayaz”dan,
ders, ibret almalıdır.
Şöyle ki, “Sultân
Mahmûd Gaznevî”nin,
yanında,
Bir vezîri vardı ki, hem
de "Ayaz" adında,
Sultânın huzûrunda, çok
edebli olurdu.
Bir âzâsını bile,
oynatmadan dururdu.
Bir gün nasıl olduysa,
onun yanında iken,
Ayağının ucunu,
oynatmıştı mecbûren.
Sultân dedi:
"Ayaz'ın, bir özrü var
şu anda.
Yoksa o, ayağını
oynatmazdı yanımda."
Derhal görevlendirdi,
ilgili memurunu.
Ki, "Onu tâkîb edip,
öğrensin durumunu".
“Ayaz”, biraz
ilerde, köşede durdu
birden.
Çıkardı pabucunu, "Akrep"
düştü içinden.
Onu ezip, dedi ki:
"Sultânın huzûrunda,
Isırıp, edebimi
bozdurdun en sonunda."
Memur gelip, durumu,
sultâna edince arz,
Sultân onu çağırıp, ona
dedi:
(Ey Ayaz!
Az önce huzûrumda,
bozdun sen edebini.
Söyler misin sen bana,
bu işin sebebini?)
Dedi ki: (Kölelerin işi
kusur etmektir.
Sultâna yakışan da,
kusûru affetmektir.
Ayağımı, bir “Akrep”,
soktu tam yedi kere.
Sabredip, oynatmadım
ayağımı boş yere.
Lâkin sekizincide,
dayanamadım artık.
Ayağımın ucunu, oynattım
bir defâcık.)
Bir günkü sohbetinde
buyurduki: (Ey insan!
Nefse uyup, Rabbine
yapma hiç günâh, isyân.
Bu gün, nefsimiz için,
yapsak da nice şeyler,
Onlar, hep sorulacak
mahşerde birer birer.
O gün yaptıklarımız,
konunca önümüze,
Nasıl mahcup ve rezîl
oluruz Rabbimize.
Affı ve mağfireti olsa
da Rabbimizin,
Lâyık olmak gerekir, ona
kavuşmak için.
Afva lâyık olmanın şartı
da, şu ki yine,
Merhametli olmaktır, hep
din kardeşlerine.
Zîrâ müslümânlara, kin
ve nefret taşıyan,
İnsandan, daha bahtsız,
kim vardır acep şu an?
Bırakın mü'minleri,
kâfirlerin bile biz,
Kalbini incitmeye, aslâ
me’zun değiliz.
Birini kötülemen
gerekirse muhakkak,
“Kendini” kötüle
ki, sensin buna
müstehak.
Zîrâ Rabbine karşı,
bunca günâh ve isyân,
Yapmışken, başkasına
kızılır mı ey insan?) |