|
62 - ÖMER BİN ABDÜLAZÎZ
(Rahmetullahi Aleyh)
AHMAK KİMDİR?
“Ömer bin
Abdülazîz”, bir sarhoş gördü yolda.
Yakalayıp,
bir cezâ verecekti o anda.
Lâkin tam o
sırada, hakâret etti sarhoş.
Vazgeçti o
cezâdan, salıverdi başıboş.
Dediler ki:
(Siz ona cezâ verecektiniz.
O, hakâret
edince, ne için vazgeçtiniz?)
Buyurdu:
(Gördüm onun içkili olduğunu.
Cezâlandıracaktım din için hemen onu.
Hakâret
eyleyince, öfke geldi kalbime.
Korktum,
nefsim karışır bu hâlis niyetime.)
"Ömer bin
Abdülazîz", herkese şefkatliydi.
O, hayvanlara
bile, pek çok merhametliydi.
Bir katırı
vardı ki, onu çalıştırarak,
Kârıyla,
geçimini sağlıyordu o ancak.
Katırı
çalıştıran işçisi, bir gün geldi.
Normalden
daha fazla ona para getirdi.
Sordu ona:
(Ne için getirdin fazla para?)
Dedi ki:
(Katır ile, erken gittim pazara.)
Buyurdu ki:
(Hayvanı yormak iyi değildir.
Bunu telâfî
için, üç gün onu dinlendir.)
Misâfiri var
iken hânesinde bir kere,
Lâmbasının
ışığı, azaldı birden bire.
Misâfirler
dedi ki: (Yâ Emîr-el mü’minîn!
Lâmbanın yağı
bitmiş, koyalım izin verin.)
Buyurdu:
(İş gördürmem, kendi misâfirime.
Zîrâ bu iş,
yakışmaz, benim mürüvvetime.)
Dediler:
(Hizmetçiyi kaldıralım, o koysun.)
Buyurdu:
(Yeni yattı, bırakın da uyusun.)
Sonra kalkıp
kendisi yağ koydu lâmbasına.
Şaştı herkes,
bu işi kendinin yapmasına.
Buyurdu ki:
(Bu işi yapmadan da Ömer’dim.
Ama yapıp
bitirdim, yine aynı Ömer’im.
Kulların
hayırlısı Hak teâlâ indinde,
Tevâzû
gösterendir her bir hareketinde.)
Bir gün de,
hanımına suâl etti bir ara:
(Var mı senin
yanında bir dirhem kadar para?)
Dedi ki:
(Senin gibi sultânda, bu dünyâlık,
Olmazsa, bir
kadında bulunur mu o artık?)
Buyurdu: (Yâ
Fâtıma, çok doğru söylüyorsun.
Bende
bulunmayınca, sende nasıl bulunsun.
Fakat böyle
olması, Cehennemde, kızgın bir,
Zinciri,
boğazımda taşımaktan iyidir.)
Oğlu, "bin
dirhem" verip, yüzük taşı alınca,
Ona bir
mektup yazdı, buna vâkıf olunca.
Buyurdu ki:
(Ey oğlum, satıp o aldığını,
Yerine, bin
fakirin doyuruver karnını.
Sonra, iki
dirhemlik yüzük taşı al yine.
Ve “Haddini
bil” diye yazsınlar üzerine.)
|