|
62 - ÖMER BİN ABDÜLAZÎZ
(Rahmetullahi Aleyh)
İNSANIN ŞEREFİ
“Ömer bir
Abdülazîz”, halîfe olduğunda,
Hilâfet
konağına tam gideceği anda,
Saltanat
atlarını getirdiler önüne.
O, atları
görünce, suâl etti: (Bunlar ne?)
Dediler:
(Hilâfete mahsus olan atlardır.)
Buyurdu ki:
(Lüzum yok, kendimin atı vardır.)
Saltanat
atlarını geriye çevirerek,
Eve gitti,
kendine âit ata binerek.
Evinde,
hizmetçisi karşılayınca onu,
Gördü çok
düşünceli ve üzgün olduğunu.
Dedi ki: (Ey
efendim, kederli hâlinizin,
Sebebi ne
acabâ, üzülmeniz ne için?)
Buyurdu ki:
(Doğudan, tâ ki batıya kadar,
Ümmeti
Muhammedi, artık benden sorarlar.
Bu günden
îtibâren, girdim bu ağır işe.
Var mıdır
bundan büyük mes'ûliyyet, endîşe?)
Sonra, hem
amca kızı, hem de hanımı olan,
Fâtıma'yı,
yanına çağırarak o zaman,
Dedi:
(Eğer benimle istiyorsan yaşamak,
Çıkar
zînetlerini ve beytülmala bırak.
Zîrâ o
mücevherler olursa sende eğer,
O takdîre
kalamam ben seninle berâber.)
Fâtıma “Peki”
deyip, bütün zînetlerini,
Beytülmala
bırakıp, almadı bir tekini.
"Elli bin
altın" vardı halîfenin yanında.
O da, o
altınları hibe etti ânında.
Dağıttı
fakirlere daha varsa her nesi.
En son kaldı
giyecek bir adet elbisesi.
Hizmetçilerine de deki ki:
(Serbestsiniz.
Âzâd
edebilirim isterseniz eğer siz.
Kalmak
istiyen varsa, bir şartla kalabilir.
O, benden
hiçbir nesne talep etmemelidir.
Çünkü bana
verilen vazîfe, ağır ve zor.
Sizle meşgûl
olmaktan, beni alıkoyuyor.)
Onlar bunu
dinleyip, hepsi çok ağladılar.
Şartları
kabûl edip, yine ayrılmadılar.
"Ömer bin
Abdülazîz", halîfe iken, önce,
Oğlu
Abdülmelik’e mektup yazdı şöylece.
Dedi:
(Kendimden sonra, nasîhat edeceğim,
İlk insan
sensin oğlum, dinle, ne diyeceğim.
Hak teâlâ
bizlere, bulundu çok ihsânda.
Biz bunlara
şükredip, olmıyalım isyânda.
Kendine,
gençliğine, sıhhatine dikkat et.
Allahü
teâlâ'ya eyle hâlis ibâdet.
Sen, kendi
amelinle çekilirsin hesâba.
Öyle bir
hayat sür ki, düşmiyesin azâba.
İnsana şeref
veren, sırf “İlim”dir ve “Edeb”.
Sanma ki,
kıymet verir insana mal ve neseb.)
|