ŞİİRLERLE MENKIBELER

HORASAN EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

59 - İMÂM-I ÂZAM EBÛ HANÎFE  (Rahmetullahi Aleyh)

TEREYAĞI, FISTIK, BÂDEM

 

Bir kimse var idi ki, o, “Ebû Hanîfe”ye,

Zarar vermek isterdi, düşmanlık olsun diye.

 

Bir de bahçesi vardı akarsu kenarında.

Ve rengârenk çiçekler açmıştı her yanında.

 

O bir gün, bu bahçede tertîb etti ziyâfet.

Onu, talebesiyle yemeğe etti dâvet.

 

"İmâm" kabûl eyledi onun bu teklîfini.

Lâkin talebesine, yaptı şu tembîhini:

 

(Ben yemek yemedikçe, siz dahî yemeyiniz.

Ne yaparsam, siz aynen beni tâkîb ediniz.)

 

Sonra, teşrîf ettiler o zâtın hânesine.

O, güzel karşılayıp, yer gösterdi hepsine.

 

Lâkin "İmâm", hemence oturmadı sofraya.

El yıkamak üzere, yürüdü akar suya.

 

Talebeleri dahî, onu tâkîb ettiler.

Bakalım ki, bu işte ne hikmet var?” dediler.

 

Biraz ağırdan alıp, dönünce hep geriye,

Rastladılar orada, "kıvranan bir kedi"ye.

 

Meğer "Zehirli" imiş yemeği o kişinin.

Kıvranıp öldü kedi, ondan yediği için.

 

Bir de, talebesinden “Ebû Yûsüf” nakleder:

Ben, küçük çocuk iken, âniden öldü peder.

 

Terzilik san'atını, öğretsin bana diye,

Annem, beni alarak götürdü bir terziye.

 

Düşündüm: “Neme gerek, bu terzilik mesleği?

Ben, asıl istiyorum dînimi öğrenmeyi.”

 

O terziyi bırakıp, "İmâm"a gittim hemen.

Dedim: (İslâmiyyeti öğretin bana lütfen.)

 

O da kabûl edince, girdim tam hizmetine.

Kavuştum bu sâyede, çok yüksek himmetine.

 

Annem, sonra gelerek o medreseye kadar,

O terziye götürmek istedi beni tekrar.

 

Hocama da dedi ki: (Bu çocuk, bir yetimdir.

O, burada ne yapar, ona ne öğretilir?)

 

Buyurdu: (Yanlış bir şey gelmesin hiç kalbine.

Hiç düşünme onu sen, bırak kendi hâline.

 

O, burda tereyağı, fıstık ve bâdem yiyor.

Ve bunlar nasıl yenir, onları öğreniyor.)

 

Yıllar sonra nihâyet, Bağdat’ta “Kadı” oldum.

Sultân Hârun Reşîd’le, bir gün yemek yiyordum.

 

Sofraya, tereyağı, fıstık, bâdem gelince,

Ben, gayri ihtiyârî gülümsedim hemence.

 

Ne için güldüğümü sorunca sultân bana,

Olan bu hâdiseyi, naklettim aynen ona.

 

Dedi: (O, ne kâmil bir zât imiş hakîkaten.

Seneler sonrasını, görmüş o tâ o günden.

 

Halkın, baş gözü ile göremediklerini,

O, gönül gözü ile görürdü herbirini.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan