|
59 - İMÂM-I ÂZAM EBÛ
HANÎFE
(Rahmetullahi Aleyh)
AĞLARDI GECELERİ
Bir gün
"İmâm-ı âzam", uyurken odasında,
Resûl-i
müctebâ’yı görmüştü rüyâsında.
Anlattı bu
rüyâyı, gidip "İbni Sîrîn"e.
Dedi ki: (Bu
rüyânın, acabâ tâbiri ne?)
Zîrâ o,
tâbiînden çok âlim bir kişiydi.
Hem o devrin
tanınmış, rüyâ tâbircisiydi.
Dedi: (Sen
yapamazsın böyle bir iddiâyı.
Ancak Ebû
Hanîfe görür böyle rüyâyı.)
Buyurdu:
(Benim işte, dediğiniz o kimse.)
O dedi: (Aç
sırtını, göreyim öyle ise.)
“Peki “deyip,
mübârek sırtını açtı o an.
Bakınca, bir
“Ben” görüp, şöyle dedi o zaman:
(Sen öyle
birisin ki, Resûl, senin hakkında,
Buyurdu:
“Ümmetimden biri gelir yakında.
Olur iki
omuzu arasında bir "Ben"i.
Onunla ihyâ
eder, Hak teâlâ bu dîni.”)
Kıldı bir gün
mescidde, o, yatsı namâzını.
Çıkmak için,
dışarı attı bir ayağını.
Henüz öbür
ayağı, mescidin içindeyken,
Talebesinden
"Züfer", bir suâl sordu hemen.
O mevzû
üzerinde, o gece, sabaha dek,
Konuştu onun
ile, güzel îzâh ederek.
Vaktâ ki
sabah oldu ve okundu ezanlar.
Sabah namâzı
için, içeri girdi tekrar.
Öyle sarmış
idi ki, onu “Allah korkusu”,
Her gece, bu
korkuyla gelmezdi hiç uykusu.
Ağlayıp,
gözlerinden akardı gözyaşları.
Ağlama
seslerini, duyardı komşuları.
Yatsı abdesti
ile, "Kırk sene" hem de "İmâm",
Sabah
namâzını da kılmış idi berdevam.
"Ellibeş"
Hac yapmıştı, Beytullaha giderek.
Sonuncuda,
Kâbe’den içeriye girerek,
İki rekât bir
namâz kılarak erkâniyle,
Okudu o
namâzda, Kur'ânı tamâmiyle.
Sonra da,
ağlıyarak dedi ki: (Yâ ilâhî!
Sana lâyık
ibâdet yapamadım Vallahi.
Lâkin şu
hakîkati anladım ki hakkıyla,
Hiç kimse
anlıyamaz, seni kısa aklıyla.
Hizmetimde
yaptığım kusurlarımı dahî,
İşbu
anlayışıma bağışla yâ ilâhî!)
O, gözyaşı
dökerek, edince böyle duâ,
Gâibden,
kendisine geldi şöyle bir nidâ:
(Sen ey Ebû
Hanîfe, iyi tanıdın beni.
Ve hakkıyle
tam yaptın bana ibâdetini.
Hem seni, hem
de senin mezhebinde bulunan,
Tâ kıyâmete
kadar, senin yolunda olan,
Kimseleri,
ben dahî ettim af ve mağfiret.
Kalbin
müsterîh olsun, sen üzülme, rahat et.)
|