|
59 - İMÂM-I ÂZAM EBÛ
HANÎFE
(Rahmetullahi Aleyh)
EHL-İ SÜNNETİN REÎSİYDİ
İslâm
âlimlerinin, en büyüklerindendir.
Hem eshâbı
görmüştür, yâni “Tâbiîn”dendir.
Hanefî
mezhebinin reîsi olan bu zât,
Ehli sünnetin
dahî, reîsidir o bizzât.
İsmi, “Nûmân
bin Sâbit” ise de esâsında,
Ona, “İmâm-ı
âzam” denir halk arasında.
Altıyüzdoksandokuz senesinde, "Kûfe"de,
Doğdu ve
tahsîlini ikmâl etti bu yerde.
Yüzelli hicrî
yılda, yetmiş yaşında iken,
Bağdat
vilâyetinde, vefât etti şehîden.
“Ebû
Hanîfe” dahî, denir ki ona bir de,
“Mü’minlerin
babası” demektir arabîde.
Babası “Sâbit”
dahî, Fâris oğullarından,
Âlim, sâlih
bir kişi idi ki, ehli irfân,
"Hazreti
Alî" ile görüşüp bu muhterem,
Kendi ve soyu
için, duâ almış idi hem.
"Nûmân",
küçük yaşında ezberledi Kur'ânı.
İlim öğrenmek
ile, geçiyordu her ânı.
Üstün
kâbiliyyeti ve keskin zekâsı da,
Fark edildi
hemence, âlimler arasında.
Devrin
âlimlerinden, “Şa’bî” adında bir zât,
Ondaki bu
cevheri, sezmişti o da bizzât.
Görünce bir
gün onun, çarşıya gittiğini,
Suâl etti, ne
işle iştigâl ettiğini.
(Ticâret
yapıyorum) deyince kendisine,
Buyurdu ki: (Devam
et, bir ilim meclisine.
Zekî,
kâbiliyetli bir kimsesin çünkü sen.
Büyük âlim
olursun, ilme devam edersen.)
Bıraktı
ticâreti, onun bu sözü ile.
O gün "İlm"e
sarıldı, büyük bir arzu ile.
İlk öğrendiği
ilim, olmuştu “İlm-i kelâm”.
Bu ilimde,
parmakla gösterilir oldu tam.
Başladı
öğrenmeye sonra "Fıkıh ilmi"ni.
Bu ilim, daha
fazla cezbetti kendisini.
Düşündü ki:
“Ebedî seâdete kavuşmak,
İslâmın
ahkâmına uymakla olur ancak.
Bu da, fıkıh
ilmiyle yakından ilgilidir.
Çünkü din
ahkâmını, ilm-i fıkıh bildirir."
Ders hocası
“Hammâd bin Ebû Süleymân”dı ki,
Onun,
yirmisekiz yıl, dersine devam etti.
Ve sonunda,
geldi ki öyle bir dereceye,
Bu, nasîb
olmamıştır ondan gayri kimseye.
Başta, eshâbı
kirâm olmak üzre hem dahî,
“Dörtbin”
kadar âlimden, ders aldı bizâtihi.
Bütün
ilimlerde ve cümle üstünlüklerde,
En yüksek
dereceye çıkmıştı o devirde.
Yayıldı her
tarafa, onun şânı, şöhreti.
Ve herkes
tarafından, yapıldı hayli methi.
|