|
58 - EBÛ BEKR BİN HÜVÂRÂ
(Rahmetullahi Aleyh)
DİN, EDEB’TİR
“Ebû Bekr
bin Hüvârâ”, hâlis Allah adamı.
Dîne hizmetle
geçti hayâtının tamâmı.
Bir sohbet
esnâsında, sordular ki bu zâta:
“Meşhur
evliyâlardan, kimler vardır Irak’ta?”
Buyurdu ki:
“Bu yerde, sekiz evliyâ vardır.”
Ve adlarını
sayıp, dedi: “İşte bunlardır.”
Saydığı
isimlerden, sonuncusunu fakat,
Hiç
işitmemişlerdi, bilmiyordu cemâat.
Sekizinci
olarak çünkü İbni Hüvârâ,
“Abdülkâdir
Geylânî” buyurmuştu onlara.
Dediler ki:
“Efendim, tanımadık biz onu.
Lütfen siz
tanıtınız onun kim olduğunu.”
Cevâben
buyurdu ki: “Iraklıdır bu zât da.
Çok büyük
velî olup, hâlen yaşar Bağdat’ta.
Bu gün
duymadıysa da, kimse onun ismini,
Çok yakında,
insanlar tanırlar kendisini.
Zamanının en
büyük velîsi olacaktır.
İnsanların
kalbine, feyiz, nûr salacaktır.”
Bu konuşmadan
sonra, geçmişti ki bir zaman,
Abdülkâdir
Geylânî, dillere oldu destân.
İnsanlar
dediler ki: “Bunu, İbni Hüvârâ,
Bize
müjdelemişti, yıllar önce bir ara.”
Bu mübârek
velî zât, buyuruyor ki: “Şâyet,
Kabrimi, kırk
Çarşamba, kim ederse ziyâret,
Cehennem
ateşinden kurtulduğuna dâir,
O kimseye,
bir berat, yâni senet verilir.”
Yine
buyurmuştur ki: “Benim bu haremime,
Yâni ziyâret
için, kim gelirse kabrime,
Vücûdunun,
ateşte yanmaması için, ben,
Rabbime
yalvararak, söz aldım kendisinden”.
İşte bu
yüzdendir ki, türbe içine şâyet,
Girmiş olsa
bir balık, veyâhut bir başka et,
Onun
bereketiyle, o eti, ateş yakmaz.
Pişirmek
isteseler, bu aslâ mümkün olmaz.
|