|
58 - EBÛ BEKR BİN HÜVÂRÂ
(Rahmetullahi Aleyh)
VAKTİ GELMEDİ Mİ?
“Ebû Bekr
bin Hüvârâ”, Irak’ta yetişmiştir.
Ondan,
velîler bile istifâde etmiştir.
Gençlik
senelerinde, harâmîlik yapardı.
Yanında,
yardım eden arkadaşları vardı.
Onlarla,
yollarını keserdi insanların.
Hattâ "İbni
Hüvârâ", reîsiydi onların.
Bir gece,
çetesiyle tenhâda gidiyordu.
Bir kadın,
kocasına, şöyle sesleniyordu:
“Çabuk gel,
korkuyorum, tenhâ yerdir buralar.
Şimdi İbni
Hüvârâ gelip bizi yakalar.”
Sonra, şöyle
bir nidâ işitti ki ardından:
“Vakit
gelmedi mi ki, korkasın Allahından?”
Gâibden gelen
bu ses, te'sîr etti kalbine.
Ağlayıp,
şöyle dedi hemen kendi kendine:
“Nasıl iş ki,
insanlar korkuyorlar hep benden.
Ben ise,
korkmuyorum Rabbimden, acep neden?”
Hemen tövbe
eyleyip, yöneldi Hak yoluna.
Arkadaşları
dahî, tâbi oldu hep ona.
İnsanların
yolunu kesmekten vaz geçtiler,
Ve artık “Hak
yolu”nda yürümeyi seçtiler.
Hattâ İbni
Hüvârâ, tam sıdk ve ihlâs ile,
Allaha giden
yolda, başladı yükselmeye.
Kısa zaman
içinde, yardımıyle Allahın,
"Evliyâ"sı
içine katıldı o zamanın.
Resûlullahı
gördü bir gece rüyâsında.
Hazreti
Sıddîk dahî var idi yanlarında.
Hemen
Resûlullaha yaklaşarak o biraz,
“Bana, hırka
giydirin!” diyerek eyledi arz.
Peygamber
Efendimiz buyurdu ki o ara:
“Senin
peygamberinim ben ey İbni Hüvârâ!”
Hazreti Ebû
Bekri gösterip hem o vakit,
Buyurdu ki:
“Bu senin üstâdındır, ona git.”
Ona da
buyurdu ki: “Haydi yâ Ebâ Bekir!
Adaşın Ebû
Bekre, hırka ve takke giydir.”
O dahî bu
şeyleri giydirerek evvelâ,
Dedi:
“Mübârek etsin bunları Hak teâlâ.”
Sonra,
Peygamberimiz iltifât buyurarak,
Dedi:
“Yâ Ebâ Bekir, seninle cenâb-ı Hak,
Ümmetimden,
tasavvuf ehli olan zâtların,
Ölmüş olan
yolunu, canlandıracak yarın.
Artık Hak
teâlâ'nın rahmet yeli esecek.
Lütuf ve
ihsânları, bol bol gönderilecek.”
Rüyâdan
uyanınca sabah İbni Hüvârâ,
Baktı, "hırka"
ve "takke" üstündeydi o ara.
Irak
semâlarında, biraz sonra gâibden,
Herkesin
işittiği, şu nidâ geldi birden:
“Ebû Bekr bin
Hüvârâ, çok şeye kavuşmuştur.
Allaha yakın
olan evliyâdan olmuştur.”
Ondan sonra
insanlar, demeyip uzak yakın,
Gelmeye
başladılar ona hep akın akın.
“Ricâl-i
gayb” denilen velîler de gelerek,
Bu zâtı
dinlerlerdi başlarını eğerek.
Sohbeti
esnâsında, ondan “Nûr” yayılırdı.
Öyle ki, o
nûr ile şehir aydınlanırdı.
|