|
56 - ALÎ BİN VEHB-İ
SİNCÂRÎ(Rahmetullahi Aleyh)
DUÂ ALMAYA BAKIN
Kerâmetleri
olan, hâl ehli bir velîydi.
“Büyük
insan” olduğu, hallerinden belliydi.
Hatâları
affeder, kimseye kızmazdı hiç.
Onu gören
kimseyi, kaplardı neş’e, sevinç.
O, bir gün
buyurdu ki: “Bakın duâ almaya.
İnsan, duâ
alarak yakın olur Allaha.
Evliyâ-yı
kirâmdan, "Ubeydullah-ı Ahrâr",
Çok duâ
istemeyi, etmişti âdet, şiâr.
Her kimle, ne
iş için görüşseydi meselâ,
Duâ talep
etmeyi, ihmâl etmezdi aslâ.
Buğday satın
almıştı, bir gün de bir kimseden.
Ayrılıp gitti
sonra, bir duâ istemeden.
Üç günlük bir
mesâfe gitmişti ki o fakat,
Duâ
almadığını hâtırlardı o saat.
Dedi:
“Eyvâh, ben ondan duâ talep etmedim.
Onun
duâsındaydı belki de seâdetim”.
Üç günlük
mesâfeden, geriye döndü yine.
Geldi buğday
aldığı o köylünün evine.
Köylü onu
görünce, suâl etti pür telâş:
“Yoksa bozuk
mu çıktı buğdaylar ey arkadaş?”
Dedi ki:
“Hayır hayır, iyi çıktı buğdaylar.
Ve lâkin
istemeyi unuttuğum bir şey var.”
“Nedir?” diye
sorunca, dedi ki: “Birâderim,
Ben, gördüğüm
herkesten duâ talep ederim.
Lâkin senin
duânı unuttum istemeyi.
Yolda
hâtırladım da, bu yüzden döndüm geri.”
Köylü, hayret
içinde, dedi: “Yâni şimdi sen,
Yalnız bunun
için mi döndün hiç üşenmeden?”
“Evet,
sırf bunun için geldim” dedi o Hazret.
Köylünün
şaşkınlığı, fazlalaştı be gâyet.
Ellerini
kaldırıp, dedi ki: “Yâ ilâhî!
Aç bunun kalp
gözünü, velî olsun bu dahî.”
Ânında kabûl
oldu onun bu hâlis sözü.
"Hâce
Ubeydullah"ın açıldı gönül gözü.
Yine bir
defâsında buyurdu: "Hayâ", "edeb",
Hayâtın her
ânında lâzımdır insana hep.
Her hangi bir
mü’mini görürseniz siz eğer,
Mütevâzı
davranıp, mutlaka verin değer.
Zîrâ hiç
belli olmaz, o gördüğün, kim bilir,
Allahın çok
sevdiği bir “Velî” olabilir.
Vaktiyle "bir
talebe", yürürken yolda bir gün,
Öteden
geldiğini, farketti bir büyüğün.
Durdu ve
edebinden, yol verdi ihtiyâra.
O öne geçsin
diye, çekildi az kenara.
Lâkin o yaşlı
zât da, durdu ve dedi: “Ey genç!
Ne için
yürümezsin, yol senin, önce sen geç.”
Çocuk, çok
edebliydi, dedi ki: “Ey efendim!
Ben, sizin
önünüze nasıl geçebilirim?
Siz, yaşlı
bir zâtsınız, ben, küçük bir talebe.
Önünüzden
yürümek, yakışır mı edebe?”
Evliyâdan bir
zâtmış meğerse o ihtiyâr.
Dönüp o
talebeye, eyledi tek bir nazar.
O nazarla,
çocuğa bir hâl oldu o anda.
Kalp gözü
açılarak, “Evliyâ” oldu o da.
|