|
51 - SEYYİD EBÜL VEFÂ
(Rahmetullahi Aleyh)
BİR DUÂSI KÂFÎYDİ
Evliyânın
büyüğü, “Esseyyid Ebül Vefâ”,
Köylerden
birisine uğramıştı bir defâ.
Biri gelip
dedi ki: “Bu köyde bir büyük var.
Âlimdir,
kendisine her kişi saygı duyar.
O zât çok
hasta olup, babamdır benim hattâ.
Ayağa
kalkamıyor, yatıyor hep yatakta.”
“Ebül Vefâ”,
dinleyip köylünün bu derdini,
Gidip ziyâret
etti, evinde pederini.
Lâkin keşif
yoluyla anladı ki orada:
Saplanmış o
ihtiyâr, bozuk bir îtikâda.
Buyurdu:
“Şifâ bulup, kalkar isen yataktan,
Rücû edecek
misin bu bozuk îtikattan?”
O dedi ki:
“Elbette, şifâ bulursam eğer,
Sana tâbi
oluruz köy halkıyle berâber.”
O zaman “Ebül
Vefâ”, kalktı ve kıldı namâz.
Şifâ bulması
için, eyledi duâ, niyâz.
Sonra, o
ihtiyârın kollarından tutarak,
Buyurdu ki: “Allahın
izni ile haydi kalk!”
Hastalık
yokmuş gibi bedeninde sanki hiç,
Kalktı hemen
ayağa, olmuştu sağlam ve dinç.
Ebül Vefâ
giderken, buyurdu ki son defâ:
“Bu tövbeni
bozmayıp, ahdine eyle vefâ.
Eğer ki
benden sonra bozarsan bu tövbeni,
Bil ki, aynı
hastalık gösterir kendisini”.
Sonra, gitti
o köyden ve geçti birkaç sene.
Lâkin sâdık
kalmadı o kişi o sözüne.
Tövbesini
bozarak, yapınca bu hatâyı,
Hastalanıp,
çağırdı yine “Ebül Vefâ”yı.
Lâkin o
buyurdu ki: “Söylemiştim ben ona.
Demek ki,
râzı oldu o kendi zararına.
Merhamete
müstehak değildir böyleleri.
Velî’nin
attığı ok, çıkınca, dönmez geri”.
Bir gün de,
saç tıraşı olurken “Ebül Vefâ”,
Yarısında
kalkarak, koşturdu bir tarafa.
Berber bunu
görünce, merak sardı içini.
Çünkü
anlamamıştı ne için gittiğini.
Ve lâkin
geçer geçmez aradan yarım saat,
Gelip, yine
yerine oturdu mübârek zât.
Tıraş
tamamlanırken, sordu berber: “Efendim,
Öyle âcil
nereye gittiniz, merak ettim.”
Buyurdu ki:
“Gittiğim, Irak’ta falan yerdir.
Orası, bu
diyârdan bir günlük mesâfedir.
Şimdi sen,
yarın sabah yola çık, oraya git.
Şöyle şöyle
bir kimse göreceksin o vakit.
Ona de ki:
“Denizde, seyâhat ederken siz,
Fırtınaya
tutulup, batacaktı geminiz.
O zaman
dediniz ki: “Kavuşursak felâha,
Onbin dînâr
verelim, Seyyid Ebül Vefâ’ya.”
Başı, yarım
tıraşlı biri geldi âniden.
Düzeltti
geminizi, kurtuldunuz sâlimen.
İşte, onun
yanından geliyorum bendeniz.
“Onbin
dînâr” adağı, bana teslim ediniz.”
Berber, gidip
o zâtı buldu aynı şehirde.
Anlattı
hâdiseyi ona aynı şekilde.
Adam, hayret
ederek dinledi o berberi.
“Onbin
dînâr”ı verip, gönderdi onu geri.
|