|
51 - SEYYİD EBÜL VEFÂ
(Rahmetullahi Aleyh)
DÜNYÂ, ÜÇ ŞEYDİR
Sultân ricâ
etti ki, bir gün Ebül Vefâ’ya:
(Efendim,
benim kalbim çok düşkün bu dünyâ'ya.
Bana, öyle
nasîhat ediniz ki, artık ben,
Onun
çirkinliğini anlıyayım yakînen.)
Buyurdu ki:
(Dünyâ'nın zevki “Üç”ten ibaret.
Bunlar,
Yemek, giyinmek ve mâlum münâsebet.
Yiyecekler
içinde, en lezzetlisi “Bal”dır.
Onu îmâl eden
de, bir küçücük hayvandır.
O, “Bal
arısı”dır ki, zaif, âciz, ufacık.
İstese, onu
insan öldürür kolaycacık.
Giyeceklerin
ise, en iyisi “İpek”tir.
Bunu da îmâl
eden, bir ufacık böcektir.
Bu dahî,
gâyet zaif ve âcizdir ki öyle,
Hattâ ölür bu
hayvan, bir gök gürültüsüyle.
Sonuncuya
gelince, bir anlık zevktir ancak.
Nesi vardır
bunların, kalbini bağlıyacak?)
Sonra, bir “İnci”
alıp, çıkardı çantasından.
Aydınlandı
orası, onun parıltısından.
Sultân onu
görünce, çok hoşuna giderek,
Aldı kendi
avcuna, müsâde istiyerek.
Lâkin o,
çıkar çıkmaz o "Velî"nin elinden,
Sultânın
avucunda, “Âdî taş” oldu birden.
Şaşırıp,
verdi hemen onu "Ebül Vefâ"ya.
Taş, yine “İnci”
olup, başladı parlamaya.
Yine izin
isteyip, eline aldı onu.
Lâkin hayret
içinde, gördü “Taş” olduğunu.
Sonra Ebül
Vefâ’ya iâde ettiğinde,
Gördü ki, “İnci”
oldu yine onun elinde.
Bu kerâmeti
görüp, sevdi onu gönülden.
Sâdık bir
talebesi oldu artık o günden.
"Ebül Vefâ",
yurduna dönmek gâyesi ile,
Yola çıkmak
istedi, cümle talebesiyle.
Sultân bunu
duyunca, bir hayli üzülerek,
Ve hemen
kâtibini, yanına getirterek,
Dedi ki: (Falan
falan köylerin herbirini,
Kaydet Ebül
Vefâ’ya cümle gelirlerini.)
“Fermân”ı
imzâlayıp, koydu kendi cebine.
Sonra Ebül
Vefâ’nın, yanına döndü yine.
En yakın
talebeye, onu “Gizli” vererek,
Dedi ki: (Bunu
ona, gösterme gidene dek.)
Ve yolcular
ayrılıp, bindiler bir gemiye.
Lâkin gemi
gitmedi, bir santim ileriye.
Anladı Ebül
Vefâ, niçin gitmediğini.
O kimseye
dedi ki: (Çıkar cebindekini.)
“Peki”
deyip, fermânı verdi "Ebül Vefâ"ya.
O alıp
okuyunca, yırttı ve attı suya.
O anda,
gemileri başladı harekete.
Talebeler, o
zaman düştüler bir hayrete.
|