|
51 - SEYYİD EBÜL VEFÂ
(Rahmetullahi Aleyh)
HALK, DEHŞETE KAPILDI
Sultânın baş
vezîri, bu “Gönül sultânı”na,
Bağlanınca,
sultân da yakınlık duydu ona.
Ve lâkin
fitneciler, gelip dediler ki: (Bak!
Teker teker o
zâta bağlanıyor cümle halk.
Hattâ en
güvendiğin ve sâdık adamların,
Ayrılıp,
hizmetine giriyorlar o zâtın.
Bu yüzden,
onu daha tutmayın ki bu yerde,
Yoksa,
dertsiz başınız, derde girer ilerde.)
O sultân,
yine kanıp, çağırdı ulemâyı.
Dedi ki: (Ne
yapalım, şimdi Ebül Vefâyı?)
Dediler: (Öyle
ise, imtihân eyliyelim.
En güç
meseleleri, ona suâl edelim.
Cevaplandırır
ise, bırakalım peşini.
Yok, cevap
veremezse, bitirelim işini.)
Sultân bunu
beğenip, dedi ki ulemâya:
(Gidip haber
veriniz bunu Ebül Vefâ’ya.)
Onlar dahî
giderek, ona haber verdiler.
(Falan
gün, filân yerde imtihân var) dediler.
Buyurdu:
(Öyle ise, filân yeri kazınız.
O yerde,
"demirden bir minber" bulacaksınız.
Çıkarıp,
etrâfına “Ateş” yakın bir hayli.
Bekleyin,
tamâmiyle kızarsın “Kor” misâli.
O zaman ben
gelir ve çıkarım o minbere.
Ordan cevap
veririm, sorulan suâllere.)
Hakîkaten o
yerde, o "minber"i buldular.
Güçlükle
çıkararak, bir meydana koydular.
Sonra, odun
yığdılar etrâfına bir nice.
Ateşleyip
yaktılar, onu üç gün, üç gece.
Ateşin
te'sîriyle, kızdı ki öyle fazla,
Ona,
yaklaşmak bile, mümkün değildi aslâ.
Cümle halk, o
meydanı doldurmuştu lebâleb.
Herkes merak
içinde, onu bekliyordu hep.
Sultân gelip
oturdu, husûsî mahalline.
“Kırk âlim”
de geçtiler, hepsi kendi yerine.
İş, onun
gelmesine kalmıştı ki bu defâ.
O anda teşrîf
etti meydana "Ebül Vefâ".
Ve çıktı o
minbere, “Besmele” söyliyerek.
Halk dehşete
kapıldı, bu hâli seyrederek.
Vakar ve
heybet ile, bakındı etrâfına.
Buyurdu: “Ey
âlimler, buyurun, sorun bana!”
Kırk âlimin
hepsi de, şaşkınlık ve hayretten,
Soracakları
şeyi, unutmuşlardı hepten.
Bu sefer, her
birinin suâllerini, tek tek,
Söyleyip,
cevâbını verdi îzâh ederek.
Bu kerâmeti
gören âlimler ve cümle halk,
Gelip tövbe
ettiler, yanında toplanarak.
Sultân da
bunu görüp, yumuşadı pek fazla.
O da, "Ebül
Vefâ"ya tâbi oldu ihlâsla.
|