|
51 - SEYYİD EBÜL VEFÂ
(Rahmetullahi Aleyh)
YILAN YAVRUSU
Bağdat'a
gelir gelmez hazreti "Ebül Vefâ",
Nûr, feyiz ve
bereket saçılmıştı etrâfa.
Halk indinde
kıymeti, artarken günden güne,
Sultân
inanmıyordu, onun büyüklüğüne.
Ve hemen baş
vezîri, Muhammed Kâdirî'yi,
Gönderdi ki,
imtihân eylesin bu "Velî"yi.
Bir “Yılan
yavrusu”nu, koyup bir kap içine,
Dedi ki:
(Götür bunu, koy o zâtın önüne.
Ve sakın hiç
kimseye, kapta ne olduğunu,
Söyleme ki,
bakalım bilecek mi o bunu?)
O da, "Ebül
Vefâ"nın yanına geldi hemen.
Elindeki o
kabı, koydu bir şey demeden.
Lâkin suâl
etti ki o zâta "Ebül Vefâ",
(Ey kişi,
sultânından ne getirdin bu defâ?)
O dedi ki:
(Ey seyyid, gönderdi ki o bunu,
Anlıyasın
içine ne koymuş olduğunu.)
"Ebül Vefâ",
kapayıp ve açtı gözlerini.
Dedi ki:
(Araştırdım dünyâ'nın her yerini.
Bir “Yılan
yavrusu”nu, göremedim yerinde.
Bu odur,
çünkü yalnız o yoktu deliğinde.)
Baş vezîr, bu
"Velî"yi severek tâ gönülden,
Talebesi
olmakla, şereflendi o günden.
Sultân bunu
duyunca, huzûrsuz oldu gâyet.
Dedi ki:
(Vezîrim de inandı ona, hayret.
Diğer
memurlarım da olursa ona tâbi,
Benim bu
saltanatım, elden gider tabii.)
O, böyle
düşünerek, endîşeleniyordu.
Halbuki "Ebül
Vefâ" böyle düşünmüyordu.
"Dünyâ"nın
tamâmını verselerdi kendine,
Dönüp de, bir
kerecik bakmazdı ona yine.
Buna rağmen
sultânın, sürüyordu inâdı.
Yine bir
imtihâna tâbi tuttu bu zâtı.
Bir kesenin
içine, koydu hemen “Yüz dînâr”.
Hepsi de,
"helâl" yoldan kazanılmıştı bunlar.
Lâkin
aralarına, “On dînâr” da, gizlice,
“Haram”
paralar koyup, karıştırdı iyice.
O haram
dînârların hepsine, teker teker,
Kendi
anlıyacağı işâret koydu birer.
Hepsini
karıştırıp, koydu kese içine.
Ve götürmesi
için, verdi hizmetçisine.
Düşündü ki:
(Hakîkî velîyse Ebül Vefâ,
Bu haram
dînârları, ayırır bir tarafa.)
Hizmetçi
geldi hemen, huzûruna bu zâtın.
Tamâmını,
önüne döktü bu dînârların.
Ayırdı "Ebül
Vefâ" o helâl dînârları.
Ve ona
buyurdu ki: (Alıyorum bunları.)
Öbür yana
ayırıp, “Haram” on dînârı da.
Buyurdu: (Sultânınız
kullansın bunları da.)
|