|
51 - SEYYİD EBÜL VEFÂ
(Rahmetullahi Aleyh)
GEMİCİNİN SEVİNCİ
"Seyyid
Ebül Vefâ"yı, bâzı çekemiyenler,
Zamanın
sultânına, şikâyet eylediler.
Dediler: (Seyyid
bir zât vardır ki bu mahalde,
Sizi, rakîb
görüyor kendisine her halde.
Çünkü
binlerce insan, hep ona tâbi olmuş.
O, herkese “Sultânlık
benim hakkım” diyormuş.)
O sultân,
merak edip onun kim olduğunu,
Adam salıp,
yanına çağırdı derhal onu.
“Ülül emre
itâat vâcibtir” deyip o da,
O gelen kimse
ile, revân oldu Bağdat’a.
"Ebül Vefâ",
bu yolda yalnız değildi fakat.
"Onbin
kişi" ederdi kendisine refâkat.
Bu kadar çok
insanı görünce gemiciler,
Onları
götürmekten, korkarak vazgeçtiler.
Sâdece bir
gemici, kalmıştı ehl-i vefâ.
O, merak
ederdi ki, “Kimdir bu Ebül Vefâ?”
Hakkında, çok
çeşitli şeyler işitiyordu.
Velî midir,
değil mi, öğrenmek istiyordu.
Yanına
yaklaşarak, arz etti ki: (Ey seyyid!
Gemimiz
ücretlidir, yoksa hiç etme ümit.)
Emretti Ebül
Vefâ o zaman hizmetçiye.
Altın dolu
bir kese verdirdi gemiciye.
Lâkin kabûl
etmedi gemici bu parayı.
Merak sardı
bu sefer, "Seyyid Ebül Vefâ"yı.
Buyurdu ki: (Kardeşim,
ücretse, işte altın.
Almadığına
göre, peki, nedir murâdın?)
Dedi: (Mahşer
gününde, Sırâttan geçmem için,
Bana kefîl
olursan, halledilir bu işin.)
"Ebül Vefâ",
bir miktar tefekküre dalarak,
Buyurdu ki: (İnşallah
geçersin, etme merak.)
O dedi ki:
(Ey seyyid, kalbim hiç rahat değil.
Bunun için,
şimdiden istiyorum bir delîl.)
O böyle
söyleyince, bu sefer "Ebül Vefâ",
Gemicinin
yüzüne, nazar etti bir defâ.
O nazar, bir
lâhzada gösterdi te'sîrini.
Gemici,
"Allah!" deyip, kaybetti kendisini.
Bir müddet
sonra yine, gelince kendisine,
Dedi: (Binin
hepiniz, fakirin gemisine.)
Dediler ki: (Ne
gördün kendinden geçtiğinde?)
Dedi: (Gördüm
kendimi, Sırâtın girişinde.
İnsanlar,
gürûh gürûh Sırâta yürüyordu.
Pek az kısmı
geçiyor, çoğu devriliyordu.
“Ne
yapacağım?” diye, düşünürken, bu defâ,
Âniden çıka
geldi, hazreti "Ebül Vefâ".
Mübârek eli
ile, elime yapışarak,
Geçiverdik
Sırâtı, “Şimşek gibi”, uçarak.)
|