|
51 - SEYYİD EBÜL VEFÂ
(Rahmetullahi Aleyh)
BİZE ZİYÂFET VER
Hazreti "Ebül
Vefâ", hocasının izniyle,
Buhârâ’ya
gitmişti, sırf ilim gâyesiyle.
Vaktâ
ki tahsîlini bitirdi en nihâyet,
Artık
memleketine dönmeyi etti niyet.
Lâkin
arkadaşları, dediler: (İyi, güzel,
Burada, her
bir ilmi tahsîl ettin mükemmel.
Ve lâkin
düşünmeden memlekete avdeti,
Gerekmez mi,
bizlere bir yemek ziyâfeti?)
Dedi:
(Memnûniyetle yapardım bunu, ancak,
Fakirim,
param yoktur böyle bir şey yapacak.)
Dediler:
(Bu özrünü, aslâ kabûl etmeyiz.
Her hâlü
kârda yine, biz ziyâfet isteriz.)
Çâresiz kabûl
etti onların isteğini.
Lâkin
bilemiyordu, nasıl edeceğini.
Çünkü yoktu
parası buna yetecek kadar.
Buhârâ
melikine gitmeye verdi karar.
Yanına
vardığında, dedi ki: (Ey sultânım!
Ben İmâm-ı
Alînin âl-ü evlâdındanım.
İlim tahsîli
için, gelmiştim bu beldeye.
Tahsîlimi
bitirip, dönecektim geriye.
Lâkin
arkadaşlarım, ziyâfet istediler.
“Bize
yemek vermeden, gidemezsin!” dediler.
Bu bâbda
yardımınız olursa bu garibe,
Şüphesiz boşa
gitmez, bu, ind-i ilâhîde.)
Melik,
önemsemedi onun bu isteğini.
Dedi: (Nerden
bileyim doğru söylediğini?)
"Seyyid
Ebül Vefâ"nın, kırıldı kalbi bundan.
Üzgün bir
vaziyette, çıkıp gitti yanından.
Melik, gece
rüyâda, gördü, kopmuş kıyâmet.
Kendi de,
harâretten susamıştı begâyet.
Gördü ki,
Resûlullah "Su" verir ümmetine.
Sevinip,
koştu hemen, oturdu önlerine.
Dedi:
(Yâ Resûlallah, ben de ümmetindenim.
Bana da ihsân
et ki, pek çoktur harâretim.)
Buyurdu ki:
(Burada, vardır ki çok insanlar,
Ümmet
olduklarını iddiâ ediyorlar.
Sen de, bu
iddiâda bulunuyorsun, fakat,
Doğru
söylediğine, yok bende bir kanâat.
Çünkü dün,
evlâdımdan gelmişti sana biri.
Sen îtimât
etmeyip, gönderdin onu geri.
Gönlü kırık
olarak gitti senin yanından.
Hiç benim
evlâdımı, üzer mi ümmet olan?)
O sırada
uyanıp, anladı kusûrunu.
Gördü ki,
korkusundan ter basmış vücûdunu.
Arkasından
koşarak, buldu "Ebül Vefâ"yı.
Dedi ki: (Affet
beni, ben anladım hatâyı.)
Kırk deve
yükü malı, verdiyse de kendine,
O, dağıttı
hepsini şehrin fakirlerine.
|