ŞİİRLERLE MENKIBELER

HORASAN EVLİYÂLARI

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

51 - SEYYİD EBÜL VEFÂ (Rahmetullahi Aleyh)

KÜNYESİ, EBÜL VEFÂ

 

Sekiz on yaşlarına girmişti ki o daha,

İbâdet ediyordu tenhâlarda Allaha.

 

Devrin âlimlerinden, “Şenbekî hazretleri”,

Duydu ki, bu çocuğun var üstün hasletleri.

 

Arayıp, en nihâyet ormanlık bir mahalde,

Buldu onu, Allaha ibâdet eder halde.

 

Oynardı hem yanında, bir "Arslan"la, bir "Köpek".

Şaşırdı, hayret etti, o bu hâli görerek.

 

Arkasından yaklaşıp, bir selâm verdi ona.

O, hiç dönüp bakmadan, cevap verdi selâma.

 

Şenbekî hazretleri, o zaman buyurdu ki:

(Bir suâlim var idi, şu anda oldu iki.

 

Biri, şu iki hayvan, düşman iken her zaman,

Şimdi nasıl oynuyor, köpeğinle bu arslan?)

 

Dedi ki: (Hak teâlâ, temizledi kalbimi.

Ben o zaman dost gördüm, arslanla köpeğimi.)

 

Bu cevâbı beğenip, buyurdu ki: (Evlâdım,

Seninle sohbet etmek istiyor benim canım.)

 

(Annemden izin alıp, geleceğim) dedi ve,

Müsâde almak için, oradan gitti eve.

 

İzin alıp gelince, çok sevindi "Şenbekî".

İçinden geldiğince, şöyle hitâb eyledi:

 

(Merhabâ Ebül Vefâ, ahdine ettin vefâ!)

Ondan sonra künyesi, kaldı hep “Ebül Vefâ”.

 

Bir gün de, "Ebül Vefâ", hocası "Şenbekî"yle,

Evde sohbet ettiler, üç gün aşk ve şevk ile.

 

Dördüncü gün, hocası, dedi: (Yâ Ebül Vefâ!

Velîlerin ruhları, her senede bir defâ,

 

Falan yerde bulunan, sahrâda hazır olur.

Peygamber-i zîşân da, o mecliste bulunur.

 

O gecenin feyzinden almak için bir nasîb,

Biz dahî bulunalım, görüyorsan münâsip.)

 

İyi olur efendim” deyince Ebül Vefâ,

Gece vakti, birlikte gittiler o tarafa.

 

Gördüler ki, toplanmış bir nice ehli hikmet.

Allahü teâlâ'ya, ediyorlar ibâdet.

 

Biraz vakit geçince, gökyüzü cihetinden,

Gök gürlemesi gibi, bir nidâ geldi birden.

 

Sonra da, nûrdan bir “Tâc”, zâhir oldu o saat.

Ve onun ışığında, aydınlandı kâinât.

 

Yavaş yavaş alçalıp, yaklaştı cemâate,

Belli ki, konacaktı birisi bu devlete.

 

O tâc, nûrlar içinde inerek yere kadar,

"Seyyid Ebül Vefâ"nın başında kıldı karar.

 

Çok sevindi hocası, bu ilâhî ihsâna.

Buyurdu ki: (Yâ Tâcül ârifîn, müjde sana.)

 

Tâcül ârifîn” oldu ondan sonra lakabı.

Velîlerden ilk önce, o almıştı bu adı.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan