|
51 - SEYYİD EBÜL VEFÂ
(Rahmetullahi Aleyh)
KÜNYESİ, EBÜL VEFÂ
Sekiz on
yaşlarına girmişti ki o daha,
İbâdet
ediyordu tenhâlarda Allaha.
Devrin
âlimlerinden, “Şenbekî hazretleri”,
Duydu ki, bu
çocuğun var üstün hasletleri.
Arayıp, en
nihâyet ormanlık bir mahalde,
Buldu onu,
Allaha ibâdet eder halde.
Oynardı hem
yanında, bir "Arslan"la, bir "Köpek".
Şaşırdı,
hayret etti, o bu hâli görerek.
Arkasından
yaklaşıp, bir selâm verdi ona.
O, hiç dönüp
bakmadan, cevap verdi selâma.
Şenbekî
hazretleri, o zaman buyurdu ki:
(Bir suâlim
var idi, şu anda oldu iki.
Biri, şu iki
hayvan, düşman iken her zaman,
Şimdi nasıl
oynuyor, köpeğinle bu arslan?)
Dedi ki: (Hak
teâlâ, temizledi kalbimi.
Ben o zaman
dost gördüm, arslanla köpeğimi.)
Bu cevâbı
beğenip, buyurdu ki: (Evlâdım,
Seninle
sohbet etmek istiyor benim canım.)
(Annemden
izin alıp, geleceğim) dedi ve,
Müsâde
almak için, oradan gitti eve.
İzin alıp
gelince, çok sevindi "Şenbekî".
İçinden
geldiğince, şöyle hitâb eyledi:
(Merhabâ
Ebül Vefâ, ahdine ettin vefâ!)
Ondan sonra
künyesi, kaldı hep “Ebül Vefâ”.
Bir gün de,
"Ebül Vefâ", hocası "Şenbekî"yle,
Evde sohbet
ettiler, üç gün aşk ve şevk ile.
Dördüncü gün,
hocası, dedi: (Yâ Ebül Vefâ!
Velîlerin
ruhları, her senede bir defâ,
Falan yerde
bulunan, sahrâda hazır olur.
Peygamber-i
zîşân da, o mecliste bulunur.
O gecenin
feyzinden almak için bir nasîb,
Biz dahî
bulunalım, görüyorsan münâsip.)
“İyi olur
efendim” deyince Ebül Vefâ,
Gece vakti,
birlikte gittiler o tarafa.
Gördüler ki,
toplanmış bir nice ehli hikmet.
Allahü
teâlâ'ya, ediyorlar ibâdet.
Biraz vakit
geçince, gökyüzü cihetinden,
Gök gürlemesi
gibi, bir nidâ geldi birden.
Sonra da,
nûrdan bir “Tâc”, zâhir oldu o saat.
Ve onun
ışığında, aydınlandı kâinât.
Yavaş yavaş
alçalıp, yaklaştı cemâate,
Belli ki,
konacaktı birisi bu devlete.
O tâc, nûrlar
içinde inerek yere kadar,
"Seyyid
Ebül Vefâ"nın başında kıldı karar.
Çok sevindi
hocası, bu ilâhî ihsâna.
Buyurdu ki: (Yâ
Tâcül ârifîn, müjde sana.)
“Tâcül
ârifîn” oldu ondan sonra lakabı.
Velîlerden
ilk önce, o almıştı bu adı.
|