|
50 - SEYYİD AHMED RIFÂÎ
(Kuddise Sirruh)
BERÂT
“Ahmed-i
Rıfâî”nin bir çok talebeleri,
Vardı ki,
birbirine çoktu muhabbetleri.
Hele iki
talebe vardı ki içlerinde,
Fânî olmuşlar
idi onlar birbirlerinde.
Bir dünyâlık
menfaat, aslâ düşünmeksizin,
Muhabbet
ederlerdi, sâdece “Allah için”.
Öyle ki, bu
sevgi ve muhabbet te'sîrinden,
Hattâ
geçiyorlardı bâzan birbirlerinden.
Yine bu halde
iken, onlardan bir tânesi,
El kaldırıp
dedi ki: “Yâ Rabbî, affet bizi.
Cehennem
ateşine girmiyeceğimize,
Dâir, yüce
katından bir berât gönder bize”.
Öbürü, bu
duâya “Âmîn” dedi kalbinden.
Beyaz bir
kâğıt indi önlerine âniden.
Sevinçle o
kâğıdı ellerine aldılar.
Hiç yazı
görmeyince, çok hayrette kaldılar.
Hemen alıp
gittiler onu üstâdlarına.
Hiçbir şey
söylemeden, koydular huzûruna.
O, kâğıda
bakınca, çok sevindi içinden.
Kalkıp “Şükür
secdesi” eyledi sevincinden.
Sonra kalktı
secdeden, neş’eliydi bir hayli.
Dedi:
“Sana, binlerce şükr olsun yâ ilâhî!
Talebemin,
Ateş’ten âzâd olunduğuna,
Dâir,
dünyâ'da iken, vesîka verdin bana.”
Talebeler,
hayrette kaldı yine o saat.
Dediler ki:
“Efendim, bu kâğıt beyaz fakat.”
Buyurdu:
“Bu kâğıtta yazı var, belli olmaz.
Nûr’la
yazıldığından, görünür böyle beyaz.”
Yine
talebesinden, anlatır bir tânesi:
Hocamın
huzûruna, geldi bir gün birisi.
Dedi ki: “Ey
efendim, bendeniz meşgûl iken,
Bir arslan,
öküzüme saldırıp yedi birden.
Halbuki ondan
başka, yok idi bir hayvanım.
O da gitti
elimden, şimdi ben ne yapayım?”
Buyurdu:
“O arslanı çağır da gelsin bana.
Hiç korkma, o
hayvandan bir zarar gelmez sana.”
Gidip buldum
arslanı, dedim ki: “Seni biraz,
Üstâdım
çağırıyor, sakın etme îtirâz.”
Arslan, “Peki”
diyerek, hemen geldi ânında.
Yere koydu
yüzünü hocamın huzûrunda.
Suçlu bir
insan gibi, çok mahcup hâli vardı.
Hattâ
mahcûbiyetten, hep önüne bakardı.
Hocam, ona
hiddetle buyurdu ki: “Ey hayvan!
O öküzü ne
hakla yedin sen, eyle beyân.
Halbuki tek
öküzü var imiş bu kimsenin.
Buna zarar
vermeye bir hakkın var mı senin?”
Dedi ki: “Ey
efendim, üç gündür çok aç idim.
İşledim bu
hatâyı, çünkü çok çâresizdim.
Yoksa ben,
öküzünü yemezdim bu kişinin.
Affedin
lütfen beni Resûl’ün hakkı için.”
Üstâdım kabûl
edip onun mâzeretini,
Buyurdu ki:
“Bir şartla affederim ben seni.
Mâdem ki
öküzünü yemiş oldun bir kere,
Sen hizmet
edeceksin bâdemâ bu fakire.”
Arslan, “Peki”
diyerek kabûl etti bu emri.
Kalktı ve
huzûrundan çekildi geri geri.
O günden
îtibâren, o arslan aynı karar,
Hizmet etti
fakire, tâ ölünceye kadar.
|