|
50 - SEYYİD AHMED RIFÂÎ
(Kuddise Sirruh)
BU DÜNYÂ FÂNÎDİR
O devirde bir
âlim, bu "Velî"nin ismini,
İşitip,
ziyârete gitmişti kendisini.
Câmiden
içeriye girince bu âlim zât,
Gördü, o da
ediyor âlimlere nasîhat.
Oturup, merak
ile dinledi o sohbeti.
Dinledikçe o
zâta, çoğaldı muhabbeti.
Baktı, çetin
suâller sorarlar kendisine.
O ise, teker
teker cevap verir hepsine.
Hem öyle
doyurucu cevaplar verirdi ki,
Dedi: “Bu
ziyâreti düşünmüşüm iyi ki.”
Ve lâkin o
âlimler, bıkmadan, usanmadan,
Sorunca,
âlimlere söyledi ki o zaman:
(Yeter artık,
ne kadar fazla soruyorsunuz.
Hepsinin
cevâbını verdi görüyorsunuz.)
Lâkin Ahmed
Rıfâî, buyurdu: (Olma mâni.
Ben sağ iken
sorsunlar, bu dünyâ çünkü fânî.)
Ne zaman ki:
(Bu dünyâ, fânîdir) dedi o zât,
Heyecana
kapıldı o an bütün cemâat.
Kimisi vefât
edip, baygın düştü kimisi.
Velîliğe
yükseldi o sözle ekserîsi.
Bir kadın da
vardı ki bu zâtın zamanında,
Ölürdü
çocukları, doğar doğmaz ânında.
Bunun için o
kadın, üzülüyordu gâyet.
Son çocuk da
ölünce, adak yaptı nihâyet:
(Yâ Rabbî,
bir çocuğum olursa şâyet yine,
Vereceğim
hazreti Seyyid'in hizmetine.)
Ondan sonra,
bir sene zaman geçti aradan.
Ona, bir "Kız
evlâdı" ihsân etti Yaradan.
Önce
sevindiyse de, üzüldü sonra fakat.
Sırtında "kambur"
vardı, ayakları da "sakat".
O çocuk
büyüyünce, üzülürdü bir hayli.
Çünkü alay
konusu oluyordu bu hâli.
Bir gün "Ahmed
Rıfâî", bu beldeye geldiler.
Onu, köyün
dışında karşıladı köylüler.
Vardı onlar
içinde, bu "çocuk"la o "kadın".
Sakat kız,
ilerleyip, o zâta oldu yakın.
Sonra, birden
fırlayıp öpüverdi elini.
Ağlıyarak
dedi ki: (Efendim, kurtar beni.
Ben doğuştan
kamburum, üstelik topalım hem.
Hep alay
ediyorlar benimle cümle âlem.)
Çocuğun bu
sözleri, çok te'sîr etti ona.
Ağlayıp, göz
yaşları aktı yanaklarına.
Okşadı şefkat
ile başı ile sırtını.
Niyâz etti bu
dertten tam şifâ bulmasını.
O duâ
eyleyince, gördüler ki, ansızın,
İki sakatlığı
da düzeldi kızcağızın.
|