|
50 - SEYYİD AHMED RIFÂÎ
(Kuddise Sirruh)
ÇOK MÜTEVÂZI İDİ
O devirde
vardı ki, çok "hayâsız" bir kişi,
Bu "Velî"ye
hakâret etmek idi tek işi.
O tevâzû
ettikçe, devamlı o bî-edeb,
Bu "Velî"yi,
herkese kötüler dururdu hep.
Bir gün de,
aleyhinde mektup yazıp o yine,
Çok ağır
hakâretler eyledi kendisine.
Sonra, bir
talebeye verip o mektûbunu,
Dedi ki: (Üstâdına
götür teslim et bunu.)
O dahî
götürünce mektûbu üstâdına,
Buyurdu ki: (Evlâdım,
sen aç da oku bana.)
Okuyunca
gördü ki, baştanbaşa, lebâleb,
Ağza
alınmıyacak hakâretle dolu hep.
Lâkin hiçbir
üzüntü gelmedi kendisine.
(Kâğıt
getir) buyurdu hemen talebesine
Şöyle cevap
yazdı ki: (Ey kıymetli efendim!
Buyurduğunuz
gibi, kusûrum çoktur benim.
Hakkımda
yazdığınız o şeyler, hep doğrudur.
Benliğime
işlemiş gerçekten hatâ, kusur.
Şöyle
bakıyorum da, işimin çoğu günâh.
Duâ buyurunuz
da, düzeleyim inşallah.)
O bunu
okuyunca, derhal geldi insâfa.
Yaptığına
utanıp, pişmân oldu bu defâ.
Anladı tam
olarak onun büyüklüğünü.
Bu nedâmet
ateşi, yaktı onun gönlünü.
"Seyyid
Ahmed", çok büyük velî idi âşikâr.
Mevcuttu
kendisinde, bütün üstün sıfâtlar.
Herkese, pek
ziyâde şefkatli olduğundan,
Hep ona
gelirlerdi, hasta ve derdi olan.
O ise,
hastalara yazıyordu bir duâ.
Onlar onu
kullanıp, bulurlardı tam şifâ.
Lâkin beyaz
kâğıda, hiç kalem ve mürekkep,
Kullanmadan,
parmakla yazardı onları hep.
Yine bir gün,
bir hasta geldi huzûrlarına.
Dedi ki: (Ey
efendim, bir duâ yazın bana.)
O yine, düz
ve beyaz bir kâğıt üzerine,
Parmağıyla
yazarak, hastaya verdi yine.
Allahın izni
ile bulduysa da tam şifâ,
Lâkin onun
kalbine, şüphe geldi bu defâ.
Düşündü ki:
(Kâğıtta, hiç yoktu yazı, âyet.
Buna rağmen,
bu nasıl te'sîr etti, çok hayret.)
Yine aynı
kâğıdı alaraktan eline,
Tecrübe etmek
için, bu zâta geldi yine.
Dedi ki: (Ey
efendim, vücûdum çok rahatsız.
Lütfedip, şu
kâğıda bana duâ yazınız.)
"Seyyid Ahmed
Rıfâî", o kâğıdı görünce,
Buyurdu ki: (Biz
buna, yazmışız daha önce.)
“Peki”
deyip, hürmetle çıkıp gitti oradan.
Tecrübe
ettiğine utandı, oldu pişmân.
|